Sitemize Hoş Geldiniz ------Sitemizdeki Konu Sayısı 1400'ün üzerine çıkmıştır Bir çok deney ve araştırma konularımız sizin ilginizi çekebilir SİTEDE ARAMA YAPMAK İÇİN YANDAKİ ARAMA KUTUSUNU KULLANIN Aşağıdaki kayan resim menüsüne de İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK konuları ekleyeceğim

Bu Meyveyi Nasıl Çoğaltalım?

0 yorum
Son zamanlarda en çok duyduğum herhangi bir meyve tohumu ile gelip, “Ben bunun meyvesini çok beğendim nasıl çoğaltabilirim, tohumunu eksem aynısı olur mu yoksa aşı veya çelikle mi çoğaltmalıyım?” sorusuna açıklık getirmeye çalışacağım.

Genel olarak baktığımızda, meyve türleri generatif ve vegetatif çoğaltım olmak üzere iki temel üretim şekli ile çoğaltılmaktadır.

Generatif (eşeyli) çoğaltım yöntemi: Üretim materyali olarak tohum kullanılmaktadır. 

Meyve türlerinin çoğunda, yüksek oranda yabancı tozlaşma görüldüğünden genetik olarak heterozigot yapıdadır ve tohumdan üretildiklerinde elde ettiğiniz bitki ana bitkiden farklı özellik gösterir. Örneğin bir elmayı çok beğendiniz ve tohumdan çoğaltmak istediniz. Tohumundan elde ettiğiniz o bitki size o beğendiğiniz elmanın tüm özelliklerini vermeyecektir. Tadı daha farklı veya meyve şekli daha küçük ya da büyük olabileceği gibi; gelişme kuvveti, büyüme şekli, verim, kalite, çevre koşullarına ve hastalıklara dayanıklılık yönünden de farklı bitkiler elde edilebilir. Bu nedenlerden dolayı tohumla çoğaltım hem modern hem de hobi amaçlı yapılan meyve yetiştiriciliğinde tercih edilmemelidir. Meyve türlerinde genelde anaç üretimi ve ıslah çalışmalarında tohumla üretim yöntemi kullanılmaktadır.

Vegetatif (eşeysiz) çoğaltım yöntemi: Aşı, çelik, daldırma, yumru, soğan, apomiktik tohum ve doku kültürü gibi yöntemler ile her hangi bir bitki parçası üretim materyali olarak kullanılmaktadır. 

Bu yöntem canlı türleri içerisinde sadece bitkilere özgü bir çoğaltım şeklidir ve çoğaltılan bitkilerin genetik yapısı tamamen ana bitkinin özelliklerine sahiptir. Bu yöntem aynı özelliklere sahip bitkilerin elde edilmesi için büyük önem taşımaktadır.

Eğer yediğiniz meyvenin aynısını elde etmek istiyorsanız, tohum yerine aşı, çelik, daldırma vb. gibi vegetatif üretim yöntemlerini kullanmanız gerekmektedir. Bu yöntemleri kullandığınızda elde ettiğiniz bitki sizin beğendiğiniz ana bitkinin aynı özelliklerini gösterecektir.

Meyve türleri içerisinde türün yatkınlığına göre; örneğin nar ve ayva gibi çelikleri kolay köklenen meyve türlerini çelik ile; erik, badem, şeftali gibi hem çelikle çoğaltımı zor hem de anaç kullanımının ekstrem koşullara olumlu etkilerinden dolayı aşı ile çoğaltmanız daha uygun olacaktır.

Vegetatif yöntemler içerisinde aşı çelik, daldırma ve doku kültürü yöntemleri daha yaygın şekilde kullanılmaktadır. Önceki yazımda doku kültürüne değindiğim için bu kısımda aşı, çelik ve daldırma yöntemlerinden genel hatları ile bahsedeceğim.

Aşı ile çoğaltım; farklı iki bitki parçasının birleştirilerek kaynaştırılması sonucunda yeni bitki elde edilmesi işleminde denir. Göz ya da kalem ağacın taç kısmını, anaç ise kök sistemini oluşturur.
 
Aşının amaçları;
  1. Farklı yöntemlerle ekonomik olarak çoğaltılamayan türleri çoğaltmak,
  2. Anaçların değişik özelliklerinden yararlanmak,
  3. Çeşit değiştirmek, yabani tür ve çeşitlerden yararlanmak,
  4. Zarar gören ağaçları onarmaktır.
Aşıda başarı, kullanılan anaç ve kalemin akrabalık derecesi, aşılama ve onu izleyen dönemdeki ortam sıcaklığı ve nem koşulları uygulanan aşı tekniğine göre değişmektedir. Aşı yapılacak bitki parçalarının genetik olarak birbirine yakın olması ve uyuşması önemlidir. Mümkün olduğunda aynı tür içinde aşılamaların yapılması önerilmektedir. Türler arasında yapılan aşılamalar turunçgillerde başarılı şekilde uygulanırken, cinsler arasında aşılamalar da ise örneğin ayva anacı üzerine armut çeşitlerinin aşılanması ticari olarak önem taşımaktadır. Farklı amaçlara göre gerçekleştirilen aşı tipleri aşağıdaki gibidir.



 
Her iki aşı tipinde de en önemli konu anaçların yetiştirilmesi ve yapılacak aşı tipine uygun şekilde göz veya kalemlerin alınıp gerekli durumlarda aşı zamanına kadar muhafaza edilmesidir. Göz aşıları erken ilkbahar, haziran ayı ve temmuz, ağustos aylarında olmak üzere 3 farklı dönemde gerçekleştirilebilir. Sadece erken ilkbahar döneminde yapılacak göz aşılarında kış dinlenme döneminde alınıp saklanan kalemlerdeki gözler aşıda kullanılırken diğer dönemde yapılacak göz aşılarında o yılın olgunlaşan bir yaşlı sürgünlerindeki gözler kullanılmaktadır. Kalem aşılarının çoğu ise ilkbahar döneminde anaçlarda su yürümeye başladığı dönemlerde yapılmaktadır. Kullanılacak kalemler kış dinlenme döneminde tomurcuklar uyanmadan alınmalı ve uygun şartlarda aşı zamanına kadar muhafaza edilmelidir.

Daldırma ile Çoğaltım

Bir dalın ana bitkiden ayrılmadan köklendirilmesi işlemine daldırma denmektedir. Aşağıda görselde gördüğünüz gibi 5 farklı daldırma tipi vardır. Normalde maliyeti yüksek olan bu yöntem ticari üretimde kullanılmamakla beraber hobi amaçlı yaptığınız üretimlerde kullanabileceğiniz pratik bir yöntemdir. Özellikle ahududu, dut, ayva, fındık, incir ve sakız da başarılı sonuçlar vermektedir.

Görselde de görüldüğü gibi havai daldırma dışındaki diğer yöntemlerde bitkilerin sürgün uçları toprak altına gömülerek köklenmesi sağlanmaktadır. Havai daldırmada ise bitkinin yüksekte bulunan dallarında bilezik alma veya bıçak ile yaralama işlemlerinden sonra nemli bir köklendirme materyali içerinde hava almayacak şekilde kapatılarak köklenmesi sağlanmaktadır. Daldırma sonucunda köklenen bitki parçaları kesilerek ana bitkiden ayrılır ve yeni ortamına dikilir.



Çelik ile Çoğaltım

Bitkilerin gövde, kök, dal, çelik ve yapraklarından kesilerek hazırlanan parçalara çelik adı verilmektedir. İncir, nar, ayva, fındık, çay, dut, asma ve üzümsü meyveler çelikle başarılı bir şekilde çoğaltılabilmektedir. Çelikler alındıkları dönem, bitki parçaları ve hazırlanış şekillerine göre sınıflandırılırlar.
  • Alındıkları organa göre: Dal çelikleri, yaprak çelikleri, yaprak-göz çelikleri, kök çelikleri,
  • Alındıkları döneme göre: Odun çelikleri, yarı-odun çelikler, yeşil çelikler,
  • Hazırlanış şekillerine göre: Adi çelikler, ökçeli çelikler, dipçikli çelikler,

Yılın her hangi bir zamanında çelik alabilirsiniz ancak genel olarak kışın yaprağını döken meyve türlerinde odun çelikleri kış dinlenme döneminde, yani bitkilerde su yürümeye başlamadan, gözler uyanmadan önce alınmalıdır.

Ana hatları ile sadece üretim yöntemlerinden bahsettiğim bu yazım, bu yöntemleri ayrıntılı bir şekilde anlattığım 3 yazılık bir seri olarak devam edecek. Ancak önemli olan şu anda özelliklerini çok beğendiğiniz o meyveyi nasıl üretebileceğiniz hakkında aklınızda bir fikir oluşturmak. Tohumla çoğaltırsanız aynı meyveyi elde edemezsiniz. Mutlaka vegetatif üretim yöntemlerinden birini seçmeniz gerekmekte.

Erik, şeftali, badem, nektarin, kiraz, elma, armut veya vişne gibi bir meyveyi çoğaltmak istiyorsanız aşı ile çoğaltmanız gerekecek çünkü bu türleri çelik veya daldırma ile çoğaltmak mümkün değil ve anaç kullanımı ekstrem koşullara dayanım açısından bu türler için çok önemli. Bunun için uygun bir anaç ve aşı yöntemi belirlemeniz lazım ve kalem aşısı yapacaksanız,  tam bu dönemde o beğendiğiniz meyvenin bir yıllık sürgünlerinden kesip hava almayacak şekilde sera streç film ile sararak aşı zamanına kadar buzdolabında bekletmeniz ve aşı yapacağınız uygun bir anaç bulmanız gerekecek.

Eğer çoğaltmak istediğiniz meyve ahududu, dut, ayva, fındık, sakız veya incirse bu türlerde başarılı sonuçlar alınan daldırma yöntemini de kullanabilirsiniz.

Nar, incir, üzümsü meyveler, ayva, fındık, çay, dut, asma gibi bir meyveyi çoğaltmak istiyorsanız, bu meyveler çelikle başarılı bir şekilde çoğaltılabilmektedir. Tam kış dinlenme döneminde yani tam da bu zamanlarda, su yürümeye başlamadan yani tomurcuklar uyanmadan, bir yıllık olgunlaşmış sürgünlerden, üzerinde 5-6 göz olacak şekilde çelikler yani dal parçalarını kesip, saksı ya da bahçenizdeki toprağa dikebilirsiniz.

Özetle istediğiniz o meyvenin aynısını üretmek için tohumu kullanamazsınız, elinizdeki meyve türüne göre aşı, çelik yada daldırma yöntemlerini kullanmanız gerekmekte….

Yazar: Müge Şahin

http://apelasyon.com/Yazi/767-bu-meyveyi-nasil-cogaltalim
 
Kaynaklar:
  1. Ağaoğlu, Y. S., Çelik, H., Çelik, M., Fidan, Y., Gülşen, Y., Günay, A., Halloran, N., Köksal, İ., Yanmaz, R., 2001. Genel Bahçe Bitkileri, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Yayın no: 5.
  2. Barut, E., 2012.  Meyvecilik tekniği. Ed. Gerçekcio ğlu. R., Bilginer, Ş., Soylu, A., Genel Meyvecilik. Nobel Yayıncılık, ss. 486, ISBN: Yayın No: 351.


Devamı...

Resimlerle A dan Z ye Domates yeiştiriciliği 1.Bölüm fide yetişriciliği

0 yorum
1.Bölüm-Fide Oluşturma

Tohumdan Fide yetiştirmenin önemli bileşenlerinden biri de iyi zamanlama yapmaktır.Fideleriniz tarlaya ekim zamanı geldiğinde elinizde hazır olmalıdır. Fideler ne çok cılız ve küçük ne de haddinden fazla büyümüş olmalıdır. Fidelerinizi bu vakite tam gelişmiş olarak  denk  getirmek  için  bulunduğunuz bölgenin iklim şartlarını bilmeniz gerekir. Ben hesaplamayı   Marmara Bölgesinin kuzey batısı yani Trakya için nasıl yaptığımı anlatacağım. Sizde burdan yola çıkarak kendi bölgenize göre çok kolay hesaplayacaksınız.

Öncelikle bölgenizdeki ilkbahar son don tarihini bilmeniz gerekiyor. Biz Trakyada son don tarihi olarak Mayıs ayının ilk haftasını baz alıyoruz. Eskiler Hıdrellez kutlamasını yani 5-6 Mayıs tarihini son don tarihi kabul ederler.Bu tarihten itibaren fideleri tarlaya dikerler. Bu tarih fide yetiştirilip tarlaya ekilen tohumlar için geçerlidir. Direk tarlaya ekim yapılan tohumlar daha önce ekilebilirler. Bunların bazıları yazının sonundaki tabloda var.

Fideler  tohumların çimlenmesinden itibaren yaklaşık 45 – 50 günde tarlaya ekilecek hale gelirler. Bu ortalama bir süredir. Bazı tohumlar daha erken bazıları daha geç çimlenir. Bazıları da  büyümek için diğerlerinden daha  fazla ısıya ihtiyaç  duyar bu yüzden ortam sıcaklığı düşükse daha yavaş büyürler.Bu durumda Mayıs başından yaklaşık 45 gün geriye giderseniz Mart ortasına gelirsiniz. Bir 15 günde büyüme ve çimlenmedeki farklılıklar için eklerseniz Mart ayının ilk günleri veya şubat ayının son haftası bizim için ideal tarih olarak ortaya çıkar.

Sizlerde bulunduğunuz bölgedeki son don tarihlerine göre yani ilkbahar geç don tarihlerine göre bu şekilde hesabınızı  yapabilirsiniz.Fazla sıcak isteyen geç büyüyen fideler için örneğin  ” Biber ” , daha sıcak ve korunaklı ortamda dikim yaparak bu tarihi biraz daha öne çekebilirsiniz. Yani vakti geldiğinde tarlaya daha iri daha ele gelir fideler dikebilmek için biber tohumlarını Şubatın 20 si  gibi bir tarihte ekebilirsiniz.





Küçük bir liste yapacak olursak lazım olan ana malzemeler ;

  • Torf yada bahçemizde önceden hazırladığımız elenmiş kompost.
  • Perlit veya  Vermikülit. ( yada her ikiside)
  • İnce elenmiş çiftlik gübresi. ( Tercihen solucan gübresi )
  • İlk ekim için plastik veya tahta kasalar.
  • Şaşırtma için fide poşeti, plastik bardak, Viyol yada küçük saksılar.
  • Etiketleme için sudan etkilenmeyen markör kalem yada sabit kalem.
  • Plastik veya tahta etiket çubukları.
  • Plastik süzgeç
  • Torf  karışımını hazırlamak için plastik kova veya plastik leğen
  • Torf  karışımımızı kasalara bastırmak için boyacı mala’ sı  ( şart değil elle yada altı düz herhangi bir şeyle yapabilirsiniz )
Saksıya çokça dikip sonra viyollere şaşırtabilirsiniz

Şaşırtma Zamanı 

Fidelerin ilk yaprakları çıkıp  ( kotiledon yaprakları ) bunlar yere paralel hale gelince fidelerimiz için şaşırtma zamanı gelmiş oluyor. Ben bu yapraklar yere paralel hale gelir gelmez şaşırtma yapmıyorum. Biraz daha zaman geçmesini bekliyorum bu cılız halleri ile fideler üzerinde çalışmak tabiiki zor oluyor. Hassas olduklarında kırılıveriyor veya kopuyorlar. Bir çok kaynakta fidenin şaşırtma esnasında gövdeden değilde yapraktan tutulması gerektiği yazılı. Gövde gerçektende hassas ve çok ince olduğundan dolayı hemen kırılıveriyor. yapraklar nispeten daha sağlam olmasına rağmen onlarda kopabiliyor. Bu yüzden ben kotiledon yaprakları yere paralel hale geldikten sonra 1 hafta 10 gün  daha bekliyorum. Şaşırtmaya ondan sonra başlıyorum.

Şaşırtma yaparken bir kalem veya çubuk yardımıyla toprağı gevşetip minik fideyi kolayca alabilirsiniz.Ben fidelerimi büyük çaplı viyol veya  fide poşetine şaşırtıyorum. İçindeki harç ilk tohum ektiğimizle aynı. Bu yeni yerlerinde yaklaşık 40-45 kalacaklar ve buradanda daimi yerlerine tarlaya gidecekler. Viyolleri veya poşetleri doldururken içlerinin iyice dolduğundan emin olalım arada elimizle bastırıp yoklayalım fideyi diktikten sonra harç ilavesi zor oluyor. 







Kaynaklar:
https://www.quickcrop.ie/blog/2020/02/growing-tomatoes-in-nw-london-with-rhys-jaggar/
https://bostanistanbul.com/2019/02/15/tohumdan-fide-yetistirmek/


Devamı...

KAYISIDA GÜBRELEME POGRAMI

0 yorum



Gübreleme Meyve yetiştiriciliğinde hastalıkla ve zararlılarla mücadele kadar önemlidir.Kayısı yetiştiriciliğinde ise gübreleme programı yapmadan Önce güvenilir bir laboratuvarda toprak analizi yaptırmak gerekir.Daha sonra Analiz sonuçlarına göre gübreleme programı yapmalıyız. Bahçe kurarken de mutlaka dekara 4-5 ton iyi yanmış (fermente edilmiş)ahır gübresi vermeliyiz. Gübreleme programı yaparken dikkat edilmesi gereken durumlar:
1-Ağacımızn yaşı
2-Bulunduğumuz mevsim
3-Bahçemizin Sulama koşulları(damla sulama veya vahşi sulama)




Pratik olarak sıvı gübre verirken yarı bodur ya da bodur Meyve bahçelerinde ağaç yoğunluğuna göre ve yaşına göre dönüme 1,5 lt ve 2 lt arasında verilmeli. Granül gübre vereceksek şayet bu kez de ağacın yaşı ile 80-100(ağacımızın büyüklüğüne göre) aralık seçerek çarpacaz
Ör: ağacımız 10 yaşında olsun bakımlı habitusu geniş olsun
10 yaş *100 gr = 1000 gr Ağaç başı 1 kğ gübre demek
Biz bu gübreyi tek sefer de mi vereceğiz?
Hayır!

İster sıvı gübre olsun;ister granül gübre olsun,3 seferde vermeliyiz.
Gübreli su vereceğimiz zaman ise:
Diyelim ki bahçeyi 3 saat suluyoruz. 1 saat boş su,1 saat gübreli su, 1 saat boş su şeklinde su vermeli.
Gübre vermeyeceğimiz zaman suyu 3 saat şeklinde sulamalıyız.

SULAMA ŞEKLİ 1 SAAT 1 SAAT 1 SAAT
GÜBRE VERİRKEN BOŞ SU GÜBRELİ SU BOŞ SU
GÜBRELEM YOK SADECE 3 SAAT SU

Bulunduğumuz Mevsimin önemine gelince;
S(Kükürt) 25 C‘nin üzerine çıktığında toprakta iyi çalışmaz. O yüzden havalar serinlediğinde Eylül ayında başlanıp Nisan ayına kadar kullanılabilir.
Yine Taban gübreleri diye tabir edilen18-46-0,20-20-20, 15-15-15-15 gibi gübreler en iyi bitki tarafından alınmaya başladığı dönem meyve ağaçlarında Ağustos-Eylül aylarıdır. Ağaçlarımızda Fe(Demir) Noksanlığı oluşmaması için düzenli olarak Bahçemiz yapraklanmaya başladığında ve sonbaharda olmak üzere iki kez Şelatlı demir(karaboya diye tabir edilen) vermeliyiz.


KAYISIDA GÜBRELEME ZAMANLARI

N(Azot) gübrelemesi: N(Azot) tüm bitkilerde olduğu gibi kaysıda da her döneminde gerekli olan bir besin maddesi. Azot’un gerek kendi hareketli yapısından olsun(topraktaki en hareketli makro element) gerek kayısının meyve bağlama ve çağla dönemindeki yoğun ihtiyacından olsun, Azot gübrelemesi Her gübrelemede mutlaka olmalı.

P(Fosfor) gübrelemesi: Bitkiler kök gelişimi (saçak kök oluşumu)’ne etki ettiği için ve neslinin devamı olan çiçek açma ve çiçeğin meyve sapına bağlanmasına meyve oluşumunda N(Azot) ve magnezyuma katkı sağladığı için fosfor elementine ihtiyaç vardır. Bu elementin hareketi toprakta kısıtlı olduğundan Taban gübresi olarak verilmeli ve ağacımızın çiçek yoğunluğuna göre çiçeklenme döneminde takviye yapabiliriz.
K(Potasyum) gübrelemesi:K(Potasyum) hücre duvarına ve bitkide kambiyum dokusuna etki ettiği için kayısımızın hastalanması ile meyve kalitesine direk etkisi vardır.K(Potasyum) elementi P(Fosfor)
gibi toprakta yavaş hareketinden dolayı P(fosfor)’la birlikte tabandan verilmelidir. Kayısıda renk ve aromasının artmasını istiyorsak çağlanın iç çekirdek iskeleti oluştuğunda hafif bir esnek yapı olduğu dönemde yapraktan alınabilir formda olan bir K(potasyum) gübresi ile uygulama yapmamız yeterli olacaktır.
Ca(Kalsiyum) gübrelemesi:Ca(kalsiyum)Elementi Noksanlığında meyve uçlarında zayıflıktan dolayı hafif çürüme ve meyve ucunda kuruma gibi sorunlar görülür.Ayrıca hastalık zayıf noktadan girdiği için meyve monilyası ve diğer bakteriyel hastalıklara da kolay yakalanır. Bu yüzden KalsiyumAmonyumnNitrat %26’lık gübresi şubat ayı gibi toprağa hafif karıştırılarak verilirse hem N(Azot) ihtiyacı karşılanır hem de kalsiyum eksikliği giderilir. Kayısıda meyvede 2. Çil hastalığı mücadelesi yapıldıktan 3-5 gün sonra tek başına yapraktan yani üsten uygulanan kalsiyum gübresi mükemmel sonuçlar verecektir.


Kaynaklar:



Devamı...

MEYVE BAHÇELERİNDE YILLIK BAKIM İŞLERİ

0 yorum

  Meyve bahçelerinde yıllık bakım işleri olarak toprak işleme, budama, sulama, gübreleme, zararlı ve hastalıklarla mücadele, seyreltme (çiçek veya küçük meyve dönemlerinde) gibi temel konular akla gelir.


TOPRAK İŞLEME
Toprak işlemesinin amaçları:
a) Yabancı otlarla mücadele,
b) Toprağın havalandırılması ve ısınmasını sağlamak,
c) Toprakta bulunan bitki besin maddelerinin bitkiler tarafından alınabilir duruma getirilmesi,
d) Sulama ve yağmurlardan sonra toprak yüzeyinde oluşan kaymak tabakasının kırılarak su kaybının önlenmesi.
 a) Yabancı otlarla mücadele Yabancı otların meyve bahçelerinde neden oldukları en önemli zarar su ve besin maddelerine ortak olarak ağaçların gelişmesini zayıflatmaları, dolayısıyla verim ve kaliteyi azaltmalarıdır. Ayrıca yabancı otlar, ağaçlara zarar veren zararlı ve hastalık etmeninin konukçusu da olabilmektedir. Son yıllarda üretilen kimyasal yabani ot öldürücüleri (herbisit) üreticilere toprağı işlemeden de yabancı otlarla mücadele olanağı sağlamıştır. Diğer bir yöntem ise otların alev makinası ile yakılmasıdır.
b) Toprağın havalandırılması ve ısınmasını sağlamak Toprağın havalandırılması, hem toprak içindeki hayatsal olayların devamı ve hem de o toprak üzerinde yetişen bitkilerin gelişme ve verimleri yönünden önemlidir. Bitkiler kökleri iyi havalandırılmamış topraklarda yeterince gelişemeyeceğinden su ve besin maddesi alımı da azalacak ve bitkinin gelişmesi yavaşlayacaktır. Meyve bahçesi kurulurken toprağın derin işlenmesi (krizma) toprağın alt tabakalarının havalandırılması bakımından önemlidir. Çünkü alt tabakaları iyi havalandırılmamış topraklarda meyve ağaçlarının kökleri derinlere gidemez ve yüzlek kalır. Bu durum köklerin, kışın şiddetli donlarından ve yazın kuraklıktan zararlanmalarına neden olur. Toprağın havalanması ve nem durumu ile toprak sıcaklığı arasında çok yakın bir ilişki vardır. İyi havalanmayan ve çok su tutan ağır topraklar genellikle soğuk, kumlu ve iyi işlenmiş tınlı topraklar ise sıcaktır. İyi bir toprak işleme ile toprağın havalanma ve nem durumu iyileştirilerek toprak sıcaklığı da düzenlenmiş olur.
     Toprak sıcaklığı toprak yüzeyinin sıcaklığını da etkilediğinden, özellikle çiçeklenme zamanında hava sıcaklığının düşmesine neden olabilmektedir. Bundan dolayı ilkbahar geç donlarına neden olmamak için bu zamanda toprak işlemesi yapılmamalıdır.
c) Toprakta bulunan bitki besin maddelerinin bitkiler tarafından alınabilir duruma getirilmesi Bitki besin maddelerinin bitkiler tarafından alınabilir yapı kazanmalarında önemli rol oynayan topraktaki mikroorganizmaların çalışabilmeleri için belli oranlarda havaya ihtiyaçları vardır. İşte toprak işlemesi ile toprağa gerekli hava kazandırılmış olur ve dolayısıyla mikroorganizmalar gerekli faaliyeti göstererek bitki besin maddelerini bitkiler tarafından kolayca alınacak duruma getirirler.
d) Sulama ve yağmurlardan sonra toprak yüzeyinde oluşan kaymak tabakasının kırılarak su kaybının önlenmesi Özellikle su kaynaklarının çok sınırlı olduğu yerlerde toprağa giren her damla suyun en iyi şekilde kullanımını sağlamak ve kaybını önlemek veya en az düzeyde tutmak gerekmektedir. Genellikle yağışlardan ve sulamadan sonra toprak yüzeyinde bir kaymak tabakası oluşmaktadır. Bu oluşum özellikle ağır topraklarda daha önemli bir sorundur. Bu tabaka kırılmazsa sonradan yağan yağmur suları toprak üzerinde akıp gitmekte ve ayrıca toprakta bulunan su hızlı bir şekilde buharlaşarak büyük su kayıplarına neden olmaktadır. Bu sebepledir ki, yaz ve kış yağışlarından iyi bir şekilde yararlanmak ve buharlaşmayı önlemek için gerektiğinde sık sık toprak işlemesi yapılmalıdır. Meyve bahçelerinde yapılan toprak işlemesi: 1. Sonbahar-kış işlemesi, 2. İlkbahar ve yaz işlemesi, olmak üzere ikiye ayrılır. Sonbahar-kış toprak işlemesi ekolojik koşullara göre en geç Aralık ayında yapılır. Toprak pulluk ile en fazla 15cm derinliğinde işlenir. Bu işlemede toprak kesekli olarak bırakılır. Sonraları bu kesekler yağmur ve donların etkisiyle parçalanır. İlkbahar toprak işlemesi ise Şubat-Mart aylarında toprağın tava gelmesi için yapılır. Bu işleme sonbaharkış toprak işlemesinden daha yüzlek olmak üzere 8-10 cm derinden yapılır. Ayrıca ilkbahar ve güz döneminde özellikle yabancı ot kontrolü için kültivatör (freze gibi) ve çapa makinaları ile yüzlek toprak işlemesi yapılır.

SULAMA
Sulama genel olarak bitkilerin gelişmeleri, düzenli, yeterli ve kaliteli ürün vermeleri için gerekli olan, fakat doğal yollarla (yağışlarla) karşılanamayan suyun yapay olarak toprağa verilmesidir. Topraktaki su doğal olarak yağışlardan kazanılır. Ancak doğal yollarla kazanılan su, gereksinimi her zaman karşılamaz. Yıllık yağış toplamı yeterli olsa bile, yağışların yıl içindeki dağılışı düzenli olmayan yerlerde zaman zaman kuraklık söz konusu olur. Kuraklık, özellikle bitkilerin vejetatif gelişmelerinin yoğun olduğu ilkbahar ve yaz aylarında olduğunda, sıklığı ve süresine bağlı olarak, bahçe bitkileri yetiştiriciliğini olumsuz yönde etkiler. Bu nedenle yıllık yağış toplamının yetersiz olduğu (300-500 mm) ya da yeterli olsa bile (800mm’nin üzerinde) yağışların büyük bir kısmının gelişme periyodu dışında düştüğü yerlerde sulama yapılmadan ekonomik anlamda meyvecilik yapılamaz. Sulama sadece vegatatif gelişme üzerinde değil, verim ve kalite üzerinde de oldukça önemli bir etkiye sahiptir. Kurak ve yarı kurak iklime sahip bölgelerde ve yüzlek köklü türlerin yetiştiriciliğinde bu etki daha iyi görülebilir.

Sulamanın vegetatif ve generatif gelişme üzerindeki yararları aşağıda özetlenmiştir:

Kök gelişmesi: Bitkilerin iyi beslenebilmelerinde köklerin rolü büyüktür. Topraktaki su ve besin maddelerinden yeterince yararlanabilmeleri kök gelişmesine bağlıdır. Ayrıca yeterli ölçüde yaprak alanı için yeterli bir kök alanı gerekir. Sulanan topraklarda kök büyümesi ve gelişmesi çok daha fazladır.

Sürgün gelişmesi: İlkbahar ve erken yaz aylarında görülen su yetersizliğinde sürgünlerin gelişmesi yavaş ve zayıftır. Çabuk dinlenmeye girerek gelişmeleri durur. Bu da fotosentez için gerekli yaprak alanının azalmasına neden olur. Büyüme mevsiminin herhangi bir bölümünde fotosentez olayındaki azalma karbonhidrat üretiminde, besin maddelerinin birikiminde ve verimde azalmaya neden olur. Bu olumsuz 3 etkiler çok yıllık bitkilerde ertesi yılda da kendisini gösterir. Kış soğuklarından daha fazla zararlanma olur ve meyve tomurcuğu oluşumu azalır. Sulama ile daha düzgün ve kuvvetli sürgün gelişmesi sağlanır.

Gövde ve taç büyümesi: Sulanan topraklarda sağlıklı kök ve sürgün gelişmesi sonucunda gövde yavaş fakat devamlı bir gelişme gösterir. Buna paralel olarak taç gelişmeleri kuvvetli olacağından çiçek tomurcuğu sayısı ve verim artar. Çiçek tomurcuğu oluşumu ve gelişmesi: İlkbahar sonu ve yaz başlarında oluşan tomurcukların sonbahara kadar olan gelişmeleri için sulama çok önem taşır. Kurak yerlerde veya sulanmayan topraklarda çiçek tomurcukları erken oluşur, fakat iyi beslenemediklerinden yavaş ve düzensiz gelişirler. Çoğu kez organ taslaklarını tamamlayamadan dinlenmeye girdiklerinden ertesi ilkbaharda çiçeklenme düzensiz olur ve anormal yapıdaki çiçeklerde döllenme de normal olamayacağından verim düşer. Sulanan topraklarda tomurcuklarda farklılaşmanın (ayrım periyodu) geç olmasına karşın, sağlıklı gelişme ve düzenli bir çiçeklenme ve döllenme ile yüksek verim elde edilir. Meyve dökümleri: Haziran ve derim öncesi meyve dökümlerinin başlıca nedeni su dengesinin bozulmasıdır. Kurak ya da sulanmayan yerlerde bu dökümler çok görülür. Hava sıcaklığının ve yaprak alanının artışı ile transpirasyonla su kaybı da artar. Toprakta yeterli su bulunmaması halinde ozmotik güçleri daha fazla olan yapraklar kendilerine en yakın olan meyvelerdeki suyu çekerek onların dökülmelerine neden olur. Su tüketiminin fazla olduğu meyvelerde gelişme dönemindeki sulamalarla su dengesi kurularak dökümler önlenir ya da şiddeti azaltılabilir. Meyve verim ve kalitesi: Topraktaki su miktarı, özellikle sofralık çeşitlerde meyve iriliği ve rengini artırarak kaliteyi önemli düzeyde iyileştirir. Meyvelerin gelişmeye başladığı ve olgunluğa yaklaştığı dönemlerde toprakta yeterli suyun bulunması ile meyve iriliğinde %20-40 oranında bir artış sağlanarak verim miktarı artırılabilir. Bu kritik dönemlerde yeterli suyun sağlanamaması meyvelerin küçük kalmasına ve renklerinin solgun olmasına, kabuklu meyvelerde için (tohumun) kabuğu tam olarak doldurmamasına neden olarak verim ve kaliteyi düşürür. Topraktaki suyun yağışlarla ya da sulama ile bitkilerin ihtiyacını karşılayacak düzeylerde tutulması, geniş bir taç sisteminin kurulması, çok sayıda çiçek tomurcuklarının oluşması, meyve dökümlerinin önlenmesi ve meyvelerde irilik ve renk oluşumunun sağlanması ile verim ve kaliteyi artırır. Bu bakımdan meyve bahçelerinde verimi artırmak için rasyonel bir sulama en başta dikkate alınması gereken önlemlerden biridir. Sulama ile üretim artışı ekonomik bir beklenti ise de aşırı sulama, topraktaki yetersiz su kadar yetiştiriciliği olumsuz yönde etkileyebilir. Fazla sulamanın zararları: - Özellikle killi topraklarda yetişen ve kuvvetli gelişen meyve türlerinde vegetatif gelişmeyi uyararak çiçek tomurcuğu oluşumunu engeller ve gençlik kısırlığı süresini uzatır. - Geç sonbahara kadar uzatılan sulamalarla gelişmesi sürekli uyarılan sürgünler pişkinleşemez. Kışları sert ve donlu geçen yerlerde bu sürgünler donarak zararlanırlar. - Aşırı sulama sonucu oluşan fazla dal ve yapraklar fazla gölgeleme yaparak meyvelerde rengin iyi oluşmamasına neden olur. - Derimden kısa bir süre önce yapılan fazla sulamalar meyve iriliğini artırırsa da meyvelerin tat ve rengini, yola ve muhafazaya dayanımlarını azaltır. Bu meyveler kaba etli ve lezzetsiz olurlar. - Elma, erik, ayva, nar gibi bazı meyve türlerinde kurak bir periyodu izleyen aşırı sulamalar olgunluğa yakın meyvelerde çatlama ve yarılmalara neden olur.


   Fazla sulama, sulama masraflarını artırır. Sulama tesislerinin kurulması ve sulama özellikle su kaynakları sınırlı olan yerlerde oldukça pahalıdır. - Fakir ve süzek topraklarda bitki besin maddelerinin yıkanmasına neden olarak bu toprakları daha da fakirleştirir ve gübreleme masraflarını artırır. - Drenajı iyi olmayan bazı topraklarda aşırı sulamalar tuzlanmaya ve hatta çoraklaşmaya neden olabilir. Sulamanın başarılı olabilmesi, su düzeninin yani topraktaki su ile transpirasyonla kaybedilen su arasındaki dengenin kurulmasına bağlıdır. Bu dengenin iyi kurulabilmesi için sulama zamanının, sulama sıklığının ve bir sulamada toprağı verilecek su miktarının çok iyi belirlenmesi gerekir. Sulama zamanının belirlenmesi Meyve bahçelerinde sulama zamanının belirlenmesi diğer kültür bitkilerinde olduğu kadar kolay değildir. Çok yıllık odunsu bitkiler olan meyve ağaçları geniş ve derin kök sistemine sahiptirler. Sulama zamanının saptanmasında su ihtiyacının belirtisi olan yapraklarda solmanın beklendiği durumlarda çok geç kalınmış olur. Bitki kök bölgesindeki toprak neminin ölçülerek sulama zamanının tespiti, sulama randımanı yönünden zorunludur. Zira bitkiler topraktaki suyun ancak bir kısmından yararlanabilirler. Bitkilere yararlı olan toprak suyunun kesin sınırları vardır. Toprak yağışlar ya da sulama ile alabileceği suyun hepsini almışsa, buna "maksimum su kapasitesi" denir. Bu suyun hepsi toprakta tutunamaz. Bir kısmı yer çekimi ile dere ve ırmaklara karışır ya da toprağın daha derinlerine sızar. Bu suya "yerçekimi suyu" denir. Bir kısmı da kılcal kuvvetler yardımı ile fiziksel olarak toprak tarafından tutulur ki, buna "kılcal su (Kapilar su)" denir. Bitkiler bu sudan yararlanabilirler. Kılcal suyun en üst sınırına "Tarla kapasitesi" denir ve toprakta tutulabilen maksimum nem yüzdesini ifade eder.

   Kılcal sudan bitkilerin yararlanabileceği en alt sınıra "Sürekli solma noktası" denir. Bu noktada toprak partikülleri tarafından sıkı bir şekilde tutulmuş olan suyu (higroskopik su) bitkiler alamadıklarından sürekli solgunluk gösterirler. Toprağa tekrar su verilse bile tekrar eski hallerine gelemezler. Tarla kapasitesi ile sürekli solma noktası arasında toprakta tutulan kılcal suya "Kullanılabilir su kapasitesi" denir. Toprakta herhangi bir andaki nem içeriği ile sürekli solma noktası arasındaki fark ise, o anda toprakta bulunan kullanılabilir suyu verir. Kullanılabilir su miktarı tarla kapasitesinden sürekli solma noktasına doğru azaldıkça bitki köklerinin suyu almaları zorlaşır. Bu durum bitkilerde su eksikliğine neden olur. Eğer sulama ile topraktaki kullanılabilir su miktarı artırılmazsa bitki solar ve nihayet ölür. Bu nedenle su ihtiyacının tespitinde tarla kapasitesi ile sürekli solma noktası arasındaki suyun miktarı dikkate alınır. Prensip olarak sulama, toprak nemi sürekli solma noktasına düşmeden önce yapılmalıdır. Kök bölgesindeki kullanılabilir suyun %50 veya %75'i bitki tarafından alındığında, bir başka deyişle kullanılabilir su tutma kapasitesi %50 veya %25'e düştüğü zaman sulama yapılması önerilir. Kullanılabilir su düzeyinin ölçülmesi sulama zamanının belirlenmesinde esas olmakla birlikte, sulamanın ne zaman yapılacağını kesin olarak belirten pratik bir yöntem yoktur. Yine de yetiştiricilerin kendi şartlarına (bitki ve toprak) etkili bir şekilde adapte edebilecekleri bazı kaba testler ve gözlemler vardır.
   
    Örneğin, deneyimli bir yetiştirici değişik derinliklerden (en az 30 cm) alman toprak örneklerine dokunarak ya da avuç içinde toprağı sıkarak, toprak nemine göre sulama zamanını saptayabilir veya meyve ağaçlarının yaprak renginde matlaşma gibi durumları gözleyerek sulama zamanını belirleyebilir. Sulama için hiçbir zaman yaprakların solması beklenmemelidir. En iyisi meyve ağaçlarının altında yetişen derin köklü yabancı otların solmasını izlemektir. Pratik olmakla birlikte subjektif olarak yapılan bu testler, toprak nemini ölçebilen aletlerle ya da laboratuvar yöntemleriyle yapılan objektif testler kadar geçerli değildir. Toprağın yaş ve kuru ağırlığının laboratuvarda saptanarak aradaki farktan toprak neminin elde edilmesi esasına dayanan 5 gravimetrik yöntem iyi sonuç verirse de, pratik değildir. Bugün, değişik prensiplerden yararlanılarak yapılmış aletler, örneğin tansiyometreler toprak nemini bahçede ve anında ölçerek sulama zamanının belirlenmesinde kullanılmaktadırlar. Sulama zamanları Meyve bahçelerinde bazı koşullara ve olanaklara bağlı olarak yılın dört mevsiminde değişik amaçlarla sulama yapılabilir.

Kış sulaması: Meyve bahçelerinde yağışlar önemli bir girdi oluşturarak sulama masrafı ve emeğinin azalmasında yardımcı olurlar. Ancak iklim ve toprak özelliklerine göre her zaman bu imkandan yararlanılamaz. Örneğin, kurak iklimi olan yerlerde ya da kurak geçen yıllarda kışın yağışlarla toprakta depo edilen su miktarı az olacağından, ilkbahar ve yaz aylarında su sıkıntısı çekilen yerlerde, suyun daha bol olduğu kış aylarında bir veya iki kez yapılan sulamalarla suyun toprakta depolanması ekonomik yarar sağlar. Bu amaçla yapılan kış sulamalarının etkinliği toprak derinliği ve toprağın su tutma kapasitesine göre değişir.

İlkbahar sulaması: Eğer kış yağışları yetersiz ve kış sulaması yapılmamış ise, ya da ilkbahar yağışsız geçiyorsa, uyanma başlamadan önce yapılacak sulamalar toprak su içeriğini artırarak ilkbahar gelişme periyodundaki su ihtiyacının karşılanmasını sağlar.

Yaz sulaması: Yazın yapılan sulamaların önemi büyüktür. Çünkü vegetatif ve generatif gelişme üzerine doğrudan etkilidir. Yaz gelişme periyodunda hava sıcaklığının yüksek olması, topraktan evaporasyon ve yapraklardan transpirasyon yolu ile su tüketimini artırır. Toprak neminin azalmasıyla büyümede yavaşlama, meyve dökümleri ve meyve iriliğinde azalma olur. Ertesi yılın ürününü oluşturacak olan meyve tomurcuklarının oluşması ve gelişmelerinin tamamlanmasında aksaklıklara neden olur. Bu nedenle yaz sulamaları zamanında yapılmalı ve meyve hasat edildikten sonra da sulamalara devam edilmelidir. Ancak sonbahar erken donları görülen ve kışı sert geçen yerlerde yaz sulamaları sonbahar içlerine kadar uzatılmamalıdır. Aksi halde vegetatif gelişme devam edeceğinden sürgünler pişkinleşemez ve dondan zararlanır.

Sonbahar sulaması: Yaz sonları kurak geçen yerlerde sonbaharda bir veya iki kez sulama yapmak, çiçek tomurcuklarının gelişmelerini tamamlamaları bakımından yararlı olur. Ancak bu sulamalar da çok geç ve aşırı yapılmamalıdır. Yağışların yeterli olmadığı ve sulama imkanlarının çok sınırlı olduğu yerlerde meyve bahçeleri aşağıdaki zamanlarda mutlaka sulama yapılmalıdır.
1. İlkbahar başında, vegetasyon başlamadan önce,
2.Çiçeklenmeden sonra,
3. Meyveler olgunlaşmadan önce,
4. Meyveler hasat edildikten sonra Sulama aralığı (sıklığı) Prensip olarak kullanılabilir su kapasitesi %50 veya %25'e düştüğü zaman sulama yapılması gerektiğine değinmiştik.

   Kullanılabilir suyun bu oranlara düşmesi için geçen süre sulama aralığını belirler. Bu süre topraktaki kullanılabilir suyun miktarı ve yetiştirilen tür ve çeşitlerin kök derinliği ve su tüketimine göre değiştiğinden meyve bahçelerinin ne kadar aralıklarla (kaç günde bir) sulanması gerektiğini tespit etmek oldukça zordur. Pratik olarak sulama aralığı, kullanılabilir suyun %50'sinin bitkinin günlük su tüketimine 6 bölünmesi ile bulunur. Bitkinin günlük su tüketimi sabit değildir. Bazı iklim ve bitki faktörleri dikkate alınarak hazırlanmış formüllerle hesaplanabilir. Sulama aralığını etkileyen faktörler iklim, toprak ve bitki faktörleri olarak üç grupta incelenebilir.

İklim: Yüksek sıcaklık, düşük nem ve rüzgar topraktan evaporasyon ve bitkiden transpirasyon yolu ile su kaybının artmasına yani toprak neminin azalmasına neden olarak sulama aralığını kısaltır. Şüphesiz yağışların etkinliği daha fazladır. Yağış olan yer ve zamanlarda sulama aralığı uzundur.

Toprak: Toprağın su tutma kapasitesi önemli bir faktördür ve toprağın fiziksel yapısı ve toprak derinliğine bağlı olarak sulama sıklığını etkiler. Örneğin, killi toprakların su tutma kapasitesi kumlu topraklardan çok daha fazla olduğundan sulama daha uzun aralıklarla yapılır. Toprak derinliğinin fazla olması da sulama aralığını uzatır.

Bitki: Yetiştirilen tür ve çeşitlerin kök gelişmesi ve derinliği, taç gelişme kuvveti, yaprak alanı ve morfolojisi gibi özelliklerine bağlı olarak su tüketimleri farklıdır. Meyve türlerini su isteklerine göre dikkate aldığımızda erik ve elma ilk başta yer alır. Bunları armut, kiraz, şeftali izler. Kayısı, badem, vişne, incir ve zeytin su tüketimi en az olan meyve türleridir. Bu nedenle diğer meyve türlerine göre daha uzun aralıklarla sulanabilirler. Yetiştirilen çeşitlerin sofralık ya da kurutmalık çeşitler olması da sulama aralığını etkiler. Ayrıca meyve ağaçlarının yaşı, gelişme hızı, ürün miktarı ve hatta dikim sıklığı da sulama aralığını etkiler. Bir sulamada verilecek su miktarı Her sulamada toprağa verilecek su miktarı çok önemlidir. Fazla miktarda su vermek, sulama masraflarını artırır. Ayrıca, özellikle killi topraklarda köklerin havalanmasını engelleyerek kök gelişmesini ve beslenmeyi olumsuz yönde etkiler.
   Kumlu topraklarda ise kolayca süzülerek bitki besin maddelerinin yıkanmasına neden olur. Bu nedenle verilecek su miktarı kök gelişme bölgesindeki toprağı ıslatacak kadar olmalıdır. Sulama zamanı ve sulama aralığının belirlenmesinde olduğu gibi, her sulamada verilmesi gereken su miktarının tespitinde de topraktaki kullanılabilir su düzeyinden yararlanılır. Kök gelişme derinliği bilinirse ve toprağın kullanılabilir su miktarı ölçülebiliyorsa verilmesi gereken su miktarı kolayca hesaplanabilir. Sulama zamanında kök gelişme derinliğinin her 30 cm'sindeki kullanılabilir su miktarı (mm) ölçülür ve bu derinliklerdeki kullanılabilir su tutma kapasitesinden çıkarılarak her 30 cm'deki kullanılabilir su eksikliği tespit edilir. Bu değerlerin toplamı, toprağa verilmesi gereken toplam su miktarını "mm" değeri olarak verir. Sulama yöntemleri Sulamanın amacına ulaşabilmesi ve ekonomik olarak yapılabilmesi için en uygun sulama yönteminin seçilmesi gerekir. Meyve bahçeleri kurulurken sulama yönteminin seçiminde arazinin topografik durumu, toprak özellikleri, iklim özellikleri, sulama suyunun kaynağı ve niteliği incelenmelidir. Ayrıca seçilecek yöntemin kuruluş ve işletme giderlerinin ekonomik olanaklara uygunluğu da dikkate alınmalıdır.

   Sulama yapılırken su, ya toprak üstünden (yüzey sulama), ya da toprak altından (dip sulaması) verilir. Genel olarak uygulanmasının daha kolay olması nedeniyle, yüzey sulama yöntemleri daha yaygın olarak kullanılmaktadır. Meyve bahçelerinin sulanmasında yüzey sulama yöntemlerinden tava, karık, yağmurlama ve damla sulama yöntemleri kullanılır. Tava yöntemi: Sulama suyunun bol olduğu yerlerde uygulanır. Düz (%1.5-2'den az meyilli), hafif ve orta hafif topraklar için uygundur. Bu yöntemle bahçe, toprağın tipi, arazinin meyili ve su miktarına uygun büyüklükte tavalara ayrılır. Her tavanın kenarları 25-30 cm yüksekliğinde toprak setlerle çevrilir. Bu tavalara su verilerek havuz gibi doldurulur. Tavalarda biriken suyun yüksekliği, yetiştirilen bitkinin kök gelişme de- 7 rinliğine ve kullanılabilir su düzeyine göre değişmekle birlikte, 10-15 cm oluncaya kadar sulamaya devam edilir. Bu yöntemde toprak yüzeyi tamamen ıslatıldığı için çok fazla su harcanır ve toprağın havalanması engellenmiş olur. Özellikle killi topraklarda her sulamadan sonra oluşan kaymak tabakasını kırmak için toprağın çapalanması gerekir.

Karık yöntemi: Sulama suyunun az olduğu yerlerde uygulanır. Sıralar arasında, toprak tipi ve sıralar arası genişliğine bağlı olarak, bir veya birden fazla sayıda karıklar açılır. Su, ana kanaldan bu karıklara verilerek yapılır. Karıklar arası mesafe, karıkların genişliği, derinliği ve uzunluğu, bahçe toprağının tipi, arazinin meyili ve verilecek suyun miktarına göre değişir. Karıklar meyil boyunca açılmalı ve %3'den daha fazla meyilli olmamalıdır.

Yağmurlama yöntemi: Suyu yukarıdaki yöntemlere göre daha ekonomik olarak kullanan, taşlı ve kumlu topraklarda ve meyilli arazilerde uygulanabilen bir yöntemdir. Yalnız ilk tesis, yıllık bakım ve işletme masrafları yüksektir. Ayrıca sulamada kullanılacak suyun özellikleri çok önemlidir. Yağmurlama yönteminde basınçlı su, delikli borular, sabit memeler veya döner başlıklardan püskürtülerek damlalar halinde toprağa verilir. Bu sistemin iyi çalışabilmesi için havanın rüzgârsız ya da rüzgâr hızının çok düşük olması gerekir. Bu sistem aynı zamanda yaprak gübrelerinin verilmesinde, mücadele ilaçlarının uygulanmasında ve ilkbahar geç donlarından korunmada da kullanılabilmektedir.

Damla sulama yöntemi: Son yıllarda, özellikle sulama suyunun kıt olduğu yerlerde ve sıcak iklim koşullarında, bu yöntem yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Yağmurlama yönteminde olduğu gibi, engebeli veya meyilli arazilerde rahatlıkla kullanılabilir; gübreleme ve yabancı ot mücadelesinde yararlanılabilir. Damla sulamada su, bitkilerin yakınından geçirilen lateral borulara çok düşük basınç altında verilerek lateral borulardaki damlatıcılardan çok yavaş ve az miktarlarda, fakat sık sık damlalar halinde toprağa verilir.

    Böylece evaporasyon ile meydana gelebilecek su kayıpları önlendiğinden, yüksek randımanlı bir su kullanımı ve ekonomisi sağlar. Bu yöntemin en önemli sorunu damlatıcıların tıkanmasıdır. Özellikle kalsiyum karbonat ve demir oksit gibi tuzları taşıyan ve iyi süzülmemiş sular ile damlatıcıların iç yüzeyinde gelişen yeşil algler damlatıcılarda birikerek tıkanmaya neden olurlar. Su kaynağı ve sulama suyunun özellikleri Sulamanın başarılı olmasında etkili olan bir faktör de sulama suyunun özellikleridir. Sulamada kullanılacak sular hiçbir zaman yağmur suları gibi saf değildirler. Geldikleri kaynağa göre havalanmaları, içerisinde erimiş halde bulunan tuzların cins ve miktarları değişiktir. Bu nedenle sulama suyunun elverişliliği yetiştirilecek tür ve çeşitler, toprağın özelliği ve kullanılacak sulama yöntemi dikkate alınarak önceden tespit edilmelidir. Sulama suyu soğuk olmamalı, havalanmış olmalı, içerisinde bitkilere zarar verecek yabancı maddeleri içermemeli ve fazla tuzlu olmamalıdır. Sulama suyu kalitesini etkileyen en önemli faktör tuzluluktur. Meyve ağaçlarının tuza dayanımları tür, çeşit ve anaçlara göre değişir. Ancak meyve ağaçlarının tuza dayanımları tarla ve yem bitkilerinden, hatta sebzelerden daha düşüktür. Toprak saturasyon eriyiği elektriksel iletkenlik (EC) değeri esas alınırsa, yumuşak ve sert çekirdekli meyveler ile turunçgil meyveleri 2 mmhos/cm, nar, incir ve zeytin 4 mmhos/cm, hurma ise 12 mmhos/cm'den daha yüksek tuzluluk koşullarında verim ve kalite kaybına uğramaktadır. Sulamada kullanılan su kaynakları yağmur suları, nehir suları (akar sular), kuyu ve artezyen suları (yeraltı suları) ve göl sularıdır (durgun sular). Sulama suyunda aranılan özellikler dikkate alındığında su kaynakları içerisinde en uygunu yağmur sularıdır.

     Ancak bu suların toplanması büyük işletmeler için zordur. Nehir suları hareketli sular olduğu için havalanması ve sıcaklığı yönünden sulamaya en uygun sulardır. 8 Ancak geçtikleri topraklardan fazlaca tuz almamış ve kirlenmemiş olmalıdırlar. Kuyu ve artezyen suları soğuk ve havasız sulardır. Kullanılmadan önce havuzlarda toplanarak havalanmaları ve ısınmaları sağlanmalıdır. Göl ve gölet gibi durgun sular da kuyu suları gibi havasız sulardır. Sulama zamanı, sulama aralıkları, her sulamada verilecek su miktarı, sulama yönteminin seçiminde pek çok faktör etkili olduğundan, meyve bahçeleri için her yerde geçerli olabilecek bir sulama programının önerilmesi çok zordur.


GÜBRELEME

Toprak bitkiye destek sağlayan, bitki besin maddelerinin, suyun ve oksijenin depolandığı yerdir. Toprağın bitkilerin büyümeleri ve gelişmeleri üzerindeki etkinliği "verim kapasitesi" olarak kabul edilir. Toprağın verimliliği daha çok bitki besin maddelerini sağlama kapasitesine bağlıdır. Toprak işleme, sulama gibi bazı kültürel uygulamalarla toprak yapısının bozulması ve bitkilerin bazı besin maddelerini daha fazla almaları gibi nedenlerle toprakların doğal olarak sahip oldukları verim kapasiteleri zamanla azalır. Bu nedenle meyve bahçelerinde gübreleme ile toprak yapısının düzeltilmesi ve gerekli besin maddelerinin optimum düzeylerde tutularak toprak verimliliğinin korunması, ekonomik bir üretim için zorunludur. Gübreler bitkilere besin maddeleri sağlayan maddeler olarak bilinir ve bu maddelerin toprak verimliliğini artırarak daha fazla ve iyi kalitede ürün almak için toprağa ya da bitkilere değişik yöntemlerle verilmesi işlemine de "gübreleme" denir. Gübrelemenin ilk amacı bitkilere optimum yararı sağlamaktır. Bunun ötesindeki gübreleme israf olarak değerlendirilmelidir. Ayrıca gübreleme ile bazı besin maddelerinin fazla verilmesi, diğer besin maddelerinin alınabilirliğini önler ya da toksik etki yapabilir. Örneğin, fazla miktarda kalsiyum bulunan topraklarda potasyum, demir ve mangan gibi besin maddelerinin bitki tarafından alınması zorlaşır ya da engellenir, yine yüksek düzeylerdeki bor bitkilere toksik etki yapar. Meyve ağaçları çok yıllık bitkiler olduklarından gübreleme ile verilecek besin maddeleri miktarlarının doğru olarak tespiti oldukça önemlidir.

    Zira besin maddelerinden birinin yetersizliği ya da fazlalığına karşı, şiddetli bir reaksiyon gösterirler. Ayrıca, bunlar değişik gelişme dönemlerinde farklı besin maddelerine farklı düzeylerde ihtiyaç duyarlar. Örneğin, gençlik yıllarında vejetatif gelişme için gerekli olan azot, ürün yıllarında verimi artırırsa da meyve kalitesinin bozulmasına neden olur. Bu nedenle, gübreleme ile vejetatif ve generatif gelişme arasında bir denge kurulması (fizyolojik denge) ve bu dengenin uzun yıllar devam ettirilmesine çalışılırken, meyve kalitesi üzerine etkisi de dikkate alınmalıdır. Sonuç olarak gübreleme basit bir uygulama değildir. Bitkilerin dengeli olarak beslenmeleri, gübrelemenin bilinçli olarak yapılmasına bağlıdır. Dengeli beslenme bitkilerin ihtiyaç duydukları besin maddelerini istedikleri zamanda ve yeterli düzeylerde topraktan alabilmeleri ile gerçekleşebilir. Gübrelemenin başarılı olabilmesi için, bitki besin maddelerinin bitkilerdeki işlevlerinin iyi bilinmesi, hangi besin maddelerine ne düzeylerde ihtiyaç duydukları ve yetiştirildikleri toprağın bu besin maddelerini ne derece karşıladığı doğru olarak saptanmalıdır. Bitki besin maddeleri: Bitkiler büyüme, gelişme ve ürün verebilmeleri için çeşitli bitki besin maddelerine ihtiyaç duyarlar. Bu maddelerin bitkilerde kullanıldıkları yerler ve kullanılma düzeyleri birbirinden farklıdır. Bugüne kadar yeşil bitkilerin sağlıklı yetişebilmeleri için 16 elementin mutlak gerekli olduğu tespit edilmiştir.

    Bunlardan karbon (C) karbon dioksit halinde havadan, hidrojen (H) ve oksijen (O2) ise topraktaki su ile alınır. Oksijen aynı zamanda yapraklarla havadan da alınır. Diğer 13 element ise iyon halinde alınır. Azot (N), fosfor (P), potasyum (K), kalsiyum (Ca), magnezyum (Mg) ve kükürt (S) bitkiler tarafından daha fazla miktarlarda alınır ve 9 kullanılırlar. Bu nedenle bunlara "makro elementler" denir. Demir (Fe), mangan (Mn), çinko (Zn), bor (B), molibden (Mo), bakır (Cu) ve klor (Cl) gibi elementler ise daha az miktarlarda kullanılırlar ve bunlara da "mikro elementler" denir. Bu besin elementlerinin her birinin bitkilerin yaşamında ayrı bir fonksiyonu vardır. Eksikliklerinde, fonksiyonları ile ilgili bazı arazlar gösterirler. Bu arazlar doğru bir şekilde değerlendirilebilirse, gübrelemede hangi besin maddelerine ağırlık verileceği konusunda yardımcı olur. Ancak arazlar görülmesi her zaman toprakta o elementin eksikliğini ya da yetersizliğini göstermez. Çünkü besin maddelerinin toprakta bulunan miktarları kadar birbirlerine oranları da bitkiler tarafından alınmalarında önemli rol oynar. Örneğin, azot fazlalığı potasyum, potasyum fazlalığı da magnezyum alınmasını engeller. Ayrıca toprak reaksiyonu, toprak nemi ve havası da köklerin topraktan besin maddelerini almalarını etkileyen faktörlerdir. Gübreler Gübrelemenin amacı toprağın verimlilik düzeyini artırarak daha çok ve iyi kalitede ürün almaktadır. Toprak verimliliği gübreleme ile iki şekilde arttırılabilir:

1. Topraktaki besin maddelerinin her zaman bitkilerin ihtiyacını karşılayacak düzeylerde bulundurulması,

2. Besin maddelerinin bitkiler tarafından kolayca alınabilmeleri için toprağın fiziksel ve biyolojik özelliklerinin düzeltilmesi. Bu amaçla kullanılan gübreler, organik gübreler (işletme gübreleri) ve kimyasal gübreler (ticaret gübreleri) olmak üzere 2 grupta toplanır.

Organik gübreler: Ahır gübresi, kompost, yeşil gübre, kan ve kemik unu, pamuk küspesi gibi organik gübreler tarım ve benzeri işletmelerin organik kökenli artıklarıdır. Bu gübreler toprağa organik madde sağlayarak toprağın bozulan fiziksel yapısını düzeltir, mikroorganizma aktivitesini artırırlar. Az miktarlarda olsa da içerdikleri bitki besin maddeleri ile toprağın mineral madde içeriğini yükseltirler. Ayrıca toprağın ısınmasını, su tutma kapasitesinin artmasını ve topraktaki bazı besin maddelerinin mikro organizmalar tarafından parçalanarak bitkilerin yararlanabileceği forma dönüşmesini sağlarlar. Bu özelliklerinden dolayı organik gübrelerin her yıl olmasa bile 2-3 yılda bir meyve bahçelerinde kullanılmasında yarar vardır. Ahır gübresi, kompost, yeşil gübreler ülkemizde en fazla kullanılan organik gübrelerdir.

İnorganik gübreler: Bir veya daha fazla besin maddelerini içeren inorganik kökenli gübrelerdir. Bu gübreler besin maddelerini yüksek dozlarda ve suda çözünür bileşikler halinde içerirler ve toprakta yetersiz olan besin maddelerini tamamlamak için kullanılırlar. Kimyasal gübreler içerdikleri besin elementlerine göre 4 gruba ayrılırlar:

1. Azotlu gübreler (Amonyumsülfat, üre, amonyumnitrat)
2. Fosforlu gübreler (Süperfosfat; normal ve triple, diamonyum fosfat (DAP)
3. Potaslı gübreler (Potasyumsülfat, potasyumnitrat)
 4.Kompoze gübreler (Karışık veya kombine gübreler) (15-15-15, 16-16-16, 20-20-0) Bu dört grup katı gübrelerdir.
   Ayrıca gübrelemede sıvı gübreler de kullanılmaktadır. Bu tip gübrelerin ülkemizde kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Meyve ağaçlarının gübrelenmesinde en çok azotlu gübreler, daha sonra fosforlu gübreler ve en az potaslı gübreler kullanılır. Çünkü ülkemiz topraklarının fosfor içeriği potasyumdan daha düşüktür. Diğer besin elementleri ancak gerekli olduklarında kullanılır. Kompoze gübreler iki veya daha fazla besin maddesini 10 değişik oranlarda bir arada içeren gübrelerdir. Daha çok N, P2O5 ve K2O içerirler. Bu nedenlerle kompoze gübrelerin meyve bahçelerinde kullanılmasında çok dikkatli olmak gerekir. Gübre tarımsal üretimin önemli bir girdisidir. Ürün artışında gübrelemenin etkinliği %50'ye yaklaşmaktadır. Bu artış, dengeli ve ekonomik gübre kullanımında etkili faktörlerin yanısıra, kullanılacak gübre çeşidi, miktarı, uygulama zamanı ve yönteminin belirlenmesindeki temel ilkelerin iyi bilinmesi ve uygulanması ile gerçekleştirilebilir.
   Gübrelemede etkili faktörler Meyve ağaçlarının gübrelenmesinde dikkate alınması gereken faktörler şunlardır:
a) İklim faktörleri (sıcaklık, ışık, yağış)
b) Toprak faktörleri (toprak yapısı, toprak verimliliği, toprak reaksiyonu, toprak nemi ve toprağın organik madde kapsamı)
c) Bitki Faktörleri (tür ve çeşit, anaç, ağacın yaşı, gelişme kuvveti, verimlilik ve dikim aralıkları) Bu faktörler dikkate alınmadan yapılan gübreleme hiçbir zaman dengeli ve ekonomik olmaz. Zira yetiştirilen tür ve çeşitlerin besin maddesi ihtiyaçları; gelişme kuvvetleri, verim düzeyleri ve anaçlarına göre farklıdır.

   Verilen gübrelerden yararlanabilmeleri toprak ve iklim özelliklerine bağlıdır. Bu nedenle gübreleme yapılmadan önce hangi besin maddelerine hangi düzeylerde ihtiyaç olduğu tespit edilmelidir. Gübre ihtiyacının belirlenmesi Meyve ağaçlarının bitki besin maddeleri ihtiyaçları ve yetiştirildikleri toprağın bu besin maddelerini ne düzeylerde karşıladığı doğru olarak tespit edildikten sonra gübreleme yapılmalıdır. Bu amaçla geliştirilmiş kimyasal ve biyolojik yöntemler vardır. Kimyasal yöntemlerden toprak ve yaprak analizleri en yaygın olarak kullanılan yöntemlerdir. Yapraklar besin maddesi sentez merkezleri olduğundan, yaprak analizleri bitkinin besin ihtiyacını daha iyi gösterir. Toprağın verimlilik düzeyi ile bitkilerin beslenmeleri arasında sıkı bir ilişki vardır. Uygun olmayan beslenme durumlarında bitkilerde bazı arazlar (belirtiler) görülür. Bu belirtilerin yardımı ile eksik besin maddesi veya maddelerinin belirlenmesi oldukça pratik bir yöntemdir. Özellikle genç sürgünlerde ve yapraklarda görülen renk sararmaları, doku nekrozları ve ölümleri erken tanı için değer kazanırlar. Meyve ağaçları gibi çok yıllık bitkilerde besin maddesi ihtiyacının belirlenmesi oldukça zordur. Çünkü, her yıl yapılan gübreleme ile toprağa verilen besin maddeleri sadece o yılda değil, gübrenin çeşit ve miktarına, toprak yapısı ve iklim şartlarına göre, ertesi yıllarda da etkilerini devam ettirirler. Ayrıca meyve ağaçları besin maddelerini bazı organlarında depo ederek ihtiyaçlarının bir kısmını bu yolla karşılarlar.


Gübreleme zamanı
Gübrelerin etkinliği, içerdikleri besin maddelerinin topraktaki hareketi ve çözünebilirlik özelliklerine bağlı olarak, toprağa verildikten sonra giderek azalır. Bu nedenle gübreleme zamanının çok iyi belirlenmesi gerekir. Özellikle fakir topraklarda ve gelişmelerinin belli dönemlerinde belli besin maddelerine daha fazla ihtiyaç duyan bitkiler için gübreleme zamanı çok önemlidir. Bütün bitki besin maddeleri ya da bitkiler için genel bir kural yoktur. Gübrelerin uygulama zamanını etkileyen faktörleri şöyle sıralayabiliriz:
-İklim faktörleri (özellikle yağışlar ve hava sıcaklığı)
-Toprak faktörleri (fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri)
-Yetiştirilen tür ve çeşit (sürme, çiçeklerime, meyve olgunlaştırma dönemleri gibi)
Verilecek gübrenin özellikleri (toprakta tutunma ve çözünmesi). Meyve bahçelerinde ahır gübresi genel olarak sonbaharda ya da iyi yanmış olmak koşulu ile erken ilkbaharda toprağa verilir. Kışları yağışlı olan yerlerde ve iyi yanmış olduğu durumlarda ve hafif topraklarda ilkbaharda verilmesi daha iyi sonuç verir. Kimyasal gübrelerin verilme zamanı içerdikleri N, P ve K'un formuna göre değişirse de toprakta yavaş çözündükleri ve hareketleri yavaş olduğu için fosforlu ve potaslı gübreler sonbaharda verilmelidir. Azotlu gübreler ise ilkbaharda 1-2 defada verilir. Toprağa verildikten sonra önemli ölçüde kayba uğrayan nitratlı gübreler ya da kısa bir süre içinde suda çözünerek bitkilerin alabileceği şekle dönüşen potaslı gübrelerin etkileri çok çabuk olduğundan, bitkilerin ihtiyaç duydukları periyotlardan kısa bir süre önce uygulanmaları yararlı olur.

Gübreleme yöntemleri
 Gübreleme ile toprağa verilen besin maddelerinden bitkilerin en iyi şekilde yararlanabilmeleri için, verilecek gübre çeşidi, iklim ve toprak özellikleri ile yetiştirilen bitki dikkate alınarak en uygun gübreleme yöntemi seçilmelidir. Meyve bahçelerinde en fazla aşağıdaki gübreleme yöntemleri uygulanır:
-Toprak yüzüne serpme
-Toprak içerisine verme
-Yapraklara verme
-Damla sulama yöntemiyle verme

Toprak yüzüne serpme yöntemi ahır gübresi ve daha çok azot gibi toprakta hareketi fazla olan bitki besin maddeleri için uygulanır. Gübre toprak yüzüne serpilir ve toprak içine karıştırılır (Şekil 1a). Fosforlu ve potasyumlu gübreler ise toprak içersine belirli bir derinliğe verilir (10-15 cm). Bu yöntemde gübre, bitkinin taç alanı içerisinde belli derinlikte açılan hendek veya çukurlara verilir (Şekil 1 b,c,d,e). Yapraklara verme yöntemi daha çok mikro besin maddeleri noksanlıklarını gidermek için kullanılan bir yöntemdir. Makro elementlerden azot ve magnezyum noksanlıklarının giderilmesinde de geniş ölçüde kullanılmaktadır. Bu yöntemde suda çözünmüş bitki besin maddeleri (yaprak gübreleri) pülverizatörle yapraklara püskürtülür. Son yıllarda gübrelerin sulama suyu ile karıştırılarak verilmesi giderek yaygınlaşmaktadır (fertigasyon). Yaprak gübreleri yağmurlama sulama ile yapraklara, diğer gübreler de damla sulama ile toprağa verilerek iş gücünden tasarruf edilmektedir.

 HASTALIK, ZARARLI VE YABANCI OTLARLA MÜCADELE

Meyve bahçelerinde sulama, gübreleme, toprak işleme, budama ve seyreltme gibi yıllık bakım işlemlerinin amacı, verim ve kaliteyi artırmaktır. Bu işlemler ne kadar yerinde yapılırsa yapılsın eğer hastalık ve zararlılarla etkili olarak mücadele edilmezse bütün çabalar boşa gider. Zira gerek hastalık ve gerekse zararlılar meyve kalitesini azaltmakla kalmaz, ağaçların sağlıklarını da bozarak verimden düşmelerine ve nihayet kurumalarına yol açar. d.Öd.Genç ağaçlarda halka hendek yöntemi e.Yaşlı ağaçlarda hendek yöntemi 13 Mücadele yöntemleri Hastalık ve zararlılarla mücadele oldukça zor ve pahalıdır. Bilgili iş gücünü gerektirir. Nasıl ve ne zaman yapılacağı bilinmezse başarılı olunamaz. Bitkileri hastalık ve zararlılardan koruyarak sağlıklı yetiştirmek mücadele giderlerini azaltır. Eğer meyve bahçeleri kurulurken ve kurulduktan sonra bazı kültürel önlemler alınmazsa mücadele giderleri artar ve kârlı bir yetiştiricilik yapılamaz. Alınacak koruyucu önlemler:

- Meyve bahçesinin kurulduğu bölgede yaygın olarak görülen hastalık ve zararlılara dayanıklı tür veya çeşitler seçilmelidir.
- Fidanlar sağlıklı olmalı, yani hastalık veya zararlılarla bulaşık olmamalıdır.
- Fidanlar derin veya yüzlek dikilmemelidir.
- Toprak işleme, sulama, gübreleme, budama gibi yıllık bakım işlemleri zamanında ve özenle yapılarak meyve ağaçları sağlıklı yetiştirilmelidir.
- Hastalık ve zararlıların gelişmelerine elverişli olan koşullar ortadan kaldırılmalıdır.
- Hastalık ve zararlıların yayılmaları önlenmelidir.

   Bu kültürel önlemlere rağmen meyve bahçeleri zaman zaman hastalıklar ya da zararlılar görülebilir ve eğer mücadele edilmezse çok büyük zararlara neden olurlar. Meyve bahçelerinde hastalıklar ve zararlılarla mücadele genellikle iki yöntemle yapılır:

1. Mekanik mücadele
2. Kimyasal mücadele Mekanik mücadele :
Herhangi bir hastalık ya da zararlı görülür görülmez hemen kimyasal mücadeleye başvurulması hem ekonomik yük getirir hem de biyolojik mücadele yaparak bize yardımcı olan bazı böceklerin ölümüne neden olabilir. Bu nedenle önce hastalık ya da zararlıları taşıyan meyve, dal ve yapraklar toplanarak toprağa gömülür veya yakılarak mekanik mücadele yapılır. Bu yöntemle hastalık ya da zararlıların yeniden enfeksiyonu önlenir veya populasyon düzeyi azaltılarak kimyasal mücadele masraf ve emeğinden tasarruf sağlanmış olur. Ancak hastalıklı organların kesiminde çok dikkatli olunmalı, her kesimden sonra kullanılan aletler dezenfekte edilmelidir. Kimyasal mücadele: İklim veya konukçu bitki koşullarının çok uygun olduğu zamanlarda hastalık veya zararlılar çok çabuk yayılırlar. Bu durumda mekanik mücadele çok zaman alır ve yetersiz kalır. Böyle durumlarda kimyasal mücadele zorunludur. Ayrıca meyve bahçelerinde bazı bitki hastalıkları ve zararlıları sık sık görülüyor ve önemli düzeylerde zarar yapıyorsa, yayılmalarını önlemek için belli zamanlarda ilaçlama yaparak önlem alınır. Bu mücadele, değişik etki şekillerine sahip fungusit, bakterisit ve pestisit gibi kimyasal maddelerle yapılır. Kullanılan ilacın cinsi, dozu ve uygulama zamanının çok iyi seçilmesi gerekir. Zira bu ilaçlar, hava nemi ve hava sıcaklığı ile uygulanacak bitkilerin gelişme dönemlerine göre toksik etki yapabilmekte ya da dokuları yakabilmektedirler. Bu nedenle mücadele kış ve yaz olmak üzere iki dönemde yapılır.

Kış mücadelesi: Meyve bahçelerinde eğer gerekli ise mücadele kış ilaçlamaları ile başlar. Yaprağını döken tüm çok yıllık bahçe bitkilerinde bu ilaçlama sonbaharda yaprak dökümünden ilkbaharda 14 tomurcukların patlamasına kadar geçen süre içerisinde yapılabilir. Bu ilaçlamanın amacı, gövde ve dallarda kışı geçiren hastalık ve zararlıları yok ederek ilkbaharda tekrar enfeksiyon yapmalarını ya da yüksek populasyona ulaşmalarını önlemektir. Ayrıca ilkbahar ve yaz döneminde, fıtotoksik etkileri nedeniyle kullanılamayan ilaçlar kışın daha yüksek dozlarda kullanarak daha etkili bir mücadele gerçekleştirilebilir. Mantari hastalıklara karşı ise bordo bulamacı yararlı bir kış mücadelesidir. Yaz mücadelesi: Genellikle bitkilerin fenolojik dönemlerine göre (uyanma, çiçeklenme, vb.) yapılırsa da, hastalık ya da zararlıların görünmesi veya zarar düzeyi dikkate alınarak mücadeleye başlanır ve gerekirse bütün yaz boyunca devam edilir. Genelde ilaçlamalar aşağıdaki dönemlerde yapılır:
1. İlaçlama: Tomurcuklar patlamadan önce,
2. İlaçlama: Çiçekler açılmak üzereyken,
3. İlaçlama: Çiçeklerde taç yaprakların 3/4'ü döküldükten sonra
4. ve diğer İlaçlamalar: Hastalık ve zararlıların durumuna ve iklim şartlarına göre yapılır.

Mücadelenin başarılı olabilmesi için kullanılacak ilacın iyi seçilmesi, uygulama zamanı ve dozunun iyi belirlenmesi gerekir. Günün hangi saatlerinde ilaçlama yapılacağı da çok önemlidir. Kullanılacak ilacın özelliğine göre günün serin olan sabah ve akşam saatlerinde yapılabilir. Yağışlı günlerde, mücadele yapılmaz. Eğer ilaçlamadan kısa bir süre sonra yağış olmuşsa tekrarlanması gerekir. Yabancı otlarla mücadele Meyve bahçelerinde hastalık ve zararlıların yanında, yabancı otlarla da mücadele edilmelidir. Çünkü yabancı otlar hem topraktaki besin maddelerinden hem de toprağın neminden ağaçların yeterli miktarda yararlanmasını engeller. Ayrıca bazı hastalık ve zararlıların konukçusudurlar. Bu nedenle ilkbahar ve yaz aylarında etkili bir ot mücadelesi yapılmalıdır. Bu amaçla bahçelerde sıra araları çapa motorları ile sürülür. Çapa motorlarının girmediği yerlerde ağaçların diplerindeki otlar çapalarla temizlenir. Ayrıca son yıllarda yabancı ot mücadelesinde herbisit adı verilen çeşitli ilaçlar kullanılmaktadır. Bu tip ilaçların uygulama zamanlarına dikkat etmek gerekir. İlaçlamalar, yabancı otlar henüz gençken ve çiçeklenme döneminden önce yapılmalıdır. Bitkiler tohum oluşturduktan, hatta tohumlar toprağa döküldükten sonra yapılan mücadele etkisiz olur. Çünkü bu tohumlar uygun şartlarda çimlenerek tekrar çapalanmaları ya da ilaçla mücadele edilmeleri gerekir. Özellikle tava ve yağmurlama sulama yöntemlerinin kullanıldığı bahçelerde arazinin tümü sulandığından yabancı ot yoğunluğu daha fazla olur. Böyle yerlerde her sulamadan sonra yabancı otlar henüz tohum bağlamadan önce, çapalayarak ya da ot öldürücü ilaçlar kullanarak kontrol edilmelidir. Son yıllarda alevleme tekniği ile de yabancı ot kontrolünün öne çıktığı görülmektedir.



MEYVE AĞAÇLARINDA ÇİÇEK, KÜÇÜK MEYVE, ÇİÇEK TOMURCUĞU SEYRELTMESİ

Meyve tür ve çeşitlerinde seyreltme, ağaç üzerinde normalden fazla miktarda bulunan çiçek tomurcuğu, çiçek veya küçük meyvelerin değişik yöntemlerle uzaklaştırılmasıdır. Seyreltme, kimyasal maddelerle, elle veya mekanik olarak (örneğin sarsma, tazyikli su uygulama, makine ile yolma) yapılabilmektedir. Ayrıca budama veya bitki büyümeyi düzenleyici maddelerin kullanımı ile çiçek tomurcuğu oluşumunun engellenmesi de dolaylı olarak seyreltme amacıyla uygulanan diğer uygulamalardır. Seyreltme, meyve tür ve çeşitlerinde her yıl düzenli ve kaliteli ürün miktarını artırmaya yönelik kültürel işlemlerin başında gelmektedir. Bu işlem ile aşırı ürün yükü erken dönemlerde ağaç üzerinde meyve tutumu engellenerek ya da meyveler uzaklaştırılarak azaltılmaktadır. Seyreltme ile meyveler daha iri, sulu, homojen ve iyi renklenmiş olarak elde edilmektedir. Ayrıca, seyreltme uygulamaları ile ağaç üzerinde dengeli bir yük dağılımının sağlanması sonucunda dal kırılmaları engellenmekte, periyodisiteye eğilim azaltılmakta ya da tamamen kaldırılabilmekte ve ağaçların kış soğuklarına dayanımı artmaktadır. Ayrıca, hastalık ve zararlılarla mücadele kolaylaşmakta, hasat ve sınıflandırma giderleri azalmaktadır. Meyve ağaçlarında seyreltmenin yapıldığı dönemin ve tekniğinin, çiçek tomurcuğu ve meyve gelişimi üzerine etkileri bulunmaktadır. Nitekim Link (2000), pembe tomurcuk ve tam çiçeklenme arasındaki bir dönemde yapılacak seyreltmenin, elle seyreltmenin yapıldığı daha geç dönemler ile karşılaştırıldığında, ortalama meyve büyüklüğünü arttırdığını bildirmektedir.

MEYVE AĞAÇLARINDA SEYRELTME YÖNTEMLERİ
Kimyasal Seyreltme Meyve ağaçlarında büyümeyi düzenleyici maddeler, nem çekici maddeler, böcek ilaçları, gübreler ve fotosentezi engelleyici maddeler seyreltme amacıyla kullanılan kimyasal maddelerdir. DNOC (4,6-dinitroortho-cresol, sodium 4,6-dinitro-ortho-cresylate), üre, ATS (ammonium thiosulphate), hidrojen ciyanamid (Dormeks), endothalik asit (Endothal), pelargonik asit (Thinex), kireç-kükürt ve sulfkarbamid (Wilthin) bu maddelerden bazılarıdır. NAA (naphthaleneacetic acid) ve ethephon (Ethrel, CEPA) gibi büyümeyi düzenleyici maddeler, meyve seyreltmesi yanında çiçek seyreltmesi amacıyla da kullanılmaktadırlar. Ancak bu maddelerin çiçek seyreltmesinde kullanımları, meyve seyreltmesi kadar yaygın değildir. Seyreltme amacıyla yaygın olarak kullanılan diğer maddeler CPPU (fenclopyr), TDZ (thidiazuron), sulfcarbamide, pelargonic acid, endothallic acid gibi kimyasal maddelerdir. Kimyasal maddelerin bir kısmı yakıcı, kurutucu etkileri nedeniyle çiçek organlarına zarar vererek tozlanmayı veya döllenmeyi ve sonuçta meyve tutumunu engellemektedir. Bu bileşiklerin yüksek dozları çiçek organlarını ve çiçek tozlarını öldürmekte, düşük dozları ise çiçek tozu çim borusu gelişimini engellemektedir. Özellikle, kuvvetli periyodisite gösteren çeşitlerde hem yeterli düzeyde seyreltme yapılabilmesi hem de 16 gelecek yıl yeterli çiçek tomurcuğu oluşması için önce çiçek seyreltmesi sonra da küçük meyve seyreltmesi yapılabilmektedir. Kimyasal seyrelticiler tomurcuk, çiçek veya küçük meyvelerin seyreltilmesi amacıyla farklı fenolojik evrelerde kullanılabilmektedir. Ancak ilkbahar geç donları nedeniyle çiçeklenme öncesi tomurcukların azaltılması bazı araştırıcılar tarafından riskli bir uygulama olarak değerlendirilmektedir. Elle Seyreltme Elle meyve seyreltmesi don zararı riskinin en aza indirilmesi, ürün yükünün daha kesin belirlenebilmesi ve ağaç üzerinde meyvelerin dağılımının gözlenmesi bakımından önemli avantajlara sahiptir.

   Çevreye zarar verici bir uygulama olmaması ve meyvelerin kontrollü bir şekilde ağaç üzerinden uzaklaştırılması nedeniyle de tercih edilmektedir. Elle seyreltmenin en önemli dezavantajı ise işçilik maliyetini artırmasıdır. Elmada elle seyreltme meyve tutumundan itibaren yapılabilir. Tam çiçeklenmeden 4-6 hafta sonra tamamlanması periyodisitenin engellenmesi açısından önemlidir. Elmada elle seyreltme yapılırken kral meyveye dikkat edilerek her salkımda bir meyve bırakılmalıdır. Meyveler elle koparılacağı gibi sapları seyreltme makasları ile de kesilebilmektedir. Dal üzerinde her 15-18 cm’ ye bir meyve düşecek şekilde seyreltme gerçekleştirilmelidir. Şeftalide elle seyreltmenin meyve çekirdeği sertleşmeden hemen önce veya sertleşmeye başladığında yapılması önerilmektedir. Bu aşamada genel olarak meyvelerin çapı 1,0-1,3 cm’ye ulaşmaktadır. Seyreltmenin, küçük meyveli şeftali çeşitlerinde 8-12 cm, orta iri meyveli çeşitlerde 12-15 cm ve iri meyveli çeşitlerde 15-20 cm’ de bir meyve kalacak şekilde ya da her meyveye 40-60 adet yaprak düşecek şekilde yapılması önerilmektedir. Mekanik Seyreltme Diğer seyreltme yöntemleri gibi mekanik seyreltme de tomurcuk, çiçek ya da küçük meyve dönemlerinde uygulanabilmektedir. 1920’li yıllarda çiçekler küçük el aletleri ile seyreltilmeye başlanmıştır. Mekanik seyreltme, genel olarak sert çekirdekli meyve türlerinde ve büyük ağaçlarda uygulanmaktadır. Yüksek basınçlı su uygulamaları çiçek ve meyve seyreltmesi için kullanılabilmektedir. Gövde veya dalların sallanması şeklinde yapılan mekanik seyreltme de zaman zaman sert çekirdekli meyvelerde çiçek ve meyve seyreltmesinde kullanılan diğer bir metottur. Ancak meyve döneminde yapıldığında zedelenme ve daha sonra olgun meyvede zarar gözle görülebildiği için bu gibi metotlar elmalar için tavsiye edilmemektedir. Ağaç veya dalların zarar görmesi bu sistemin dezavantajları arasında sayılmaktadır.

   Mekanik seyreltme yöntemleri genel olarak ürün dağılımının düzensiz olmasına yol açmaktadır. Özellikle mekanik sarsıcılar daha iri meyvelerin dökülmesi, uzun saplı meyvelerin birbirine çarparak zararlanması ya da sarsma noktalarındaki meyvelerin daha fazla dökülmesi gibi olumsuzluklara yol açmaktadır. Şeftali ağaçlarında seyreltme amacıyla kullanılmak için dik olarak dönen ince tellerin yerleştirildiği bazı makineler geliştirilmiştir. Bu makineler ile fırçalama yoluyla ağaçlar üzerinden fazla çiçekler uzaklaştırılmaktadır. Son yıllarda elma üzerinde yapılan çalışmalar, organik elma yetiştiriciliğinde de bu sistemlerin çiçek seyreltmesinde kullanılabileceğini göstermiştir.


Kaynaklar:
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/33572/mod_resource/content/0/MEYVE%20BAH%C3%87ELER%C4%B0NDE%20YILLIK%20BAKIM%20%C4%B0%C5%9ELER%C4%B0-DERS%20NOTU.pdf
https://onedio.com/haber/12-adimda-bahcelerde-bakim-takvimi-575457


Devamı...

Fermantasyon Yoluyla Domates Tohumu Nasıl Elde Edilir?

0 yorum

Bldiğim kadariyla Turkiye'de domates tohumlarının hasadında genelde tohumu kurutma yontemi kullanılıyor. Biz, asağıda asama asama anlatmaya çalıştığım küflendirme yöntemini kullaniyoruz. Pek bilinmeyen bu yontemi hasat sırasinda dikkat edilmesi gereken konulardan da bahsederek resimlerle özetlemeye çalıştım:

1) Eger domatesleri hasat etmeden once sigara ictiyseniz, bitkiyi yetistirme doneminde Tutun Mozaik Virusu'ne kapi acmamak icin ellerinizi sabunlu suyla iyice yikamayi ihmal etmeyin.


2) Tohum hasadi yapilirken genelde bitkinin en cabuk olgunlasan ilk meyvelerinden saglikli ve iri olanlari secilir. Biz, tohum hasadi icin meyvelerin saglikli olmasi disinda bir kriter uygulamiyoruz. Irili ufakli, gec ya da erken olgunlasan meyvelerin tohumlari hep beraber toplanip birbirine karistiginda bitki cesidi daha saglikli temsil ediliyor diye dusunuyoruz.


3) Isleme baslamadan once, etrafta daha onceden hasat edilmis domates tohumu bulunmamasina ve etrafin temiz olmasina dikkat ediyoruz. Boylelikle farkli tohum cesitlerinin birbirine karismasini onluyoruz.


4) Tohumunu alacagimiz meyveleri hasat ettikten sonra genislemesine ikiye kesiyoruz.








5) Ikiye kesilmis domatesleri posalarini cikaracak sekilde sikarak ustune tohumunu almak istedigimiz cesidin adini yazdigimiz cam bir kavanozun ya da plastik bir bardagin (biz genellikle plastik bardak kullaniyoruz) icine domates sulariyla birlikte tohumlari aktariyoruz. Eger sizin tohumunu almak istediginiz domates fazla sulu degilse ya da meyve sayisinin azligindan dolayi tohumlari icinde tutacak miktarda sivi karisim elde edemeyecekseniz, karisimi sulandirmak icin su eklememenizi tavsiye ediyoruz. Cesitli kaynaklar, eklenen suyun hem fermentasyon surecine zarar verdigini hem de tohumlarin cimlenmesini tesvik ettigini savunuyor. Boyle bir durumda tohumlari yine kurutarak hasat edebilirsiniz.







6) Geriye kalan posayi yemekler icin sos yapiminda veya sicak komposta karistirarak degerlendiriyoruz. Bardagin icine aktardigimiz, icinde tohumlarin da bulundugu domates suyunu fermantasyona ugramalari icin birkac gun bardagin icinde agzini kapatmadan bekletiyoruz. Domatesi sikarken bu sivi karisimin icine ufak tefek domates parcalari da karisacaktir, bu parcalari temizlemek ve tohumlari tek tek ayirmak icin ugrasmayacagiz. Siviyi ve tohumlari icine aktardiginiz kabi gozden uzak bir yerde tutmanizda fayda var cunku kokusu ve goruntusu rahatsiz edebilir.

7) Bardagin tutuldugu ortamin sicakligina bagli olarak, fermentasyon sureci 2-3 gun icinde tamamlanacaktir. Biz, sicakligin ve tohumlarin bardagin icinde tutulma surelerinin surec sonunda elde edilecek tohumun temizligine etki ettigini gozlemledik. Kaynaklara gore fermentasyon suresince ortam sicakligi, tohumlarin cimlenme ozelliginin azalmasinin onune gecmek icin 21°C'nin altina dusmemeli ve 28°C'nin ustune cikmamali. Bunun disinda yine surece zarar vermemek icin tohumlari 4 gunden fazla bardagin icinde tutmamanizi da tavsiye ediyoruz.

Fermentasyon tamamlandiktan sonra karisimin ustunde asagidaki resimde de gorulen bakteriyel tabaka olusacaktir. Bu tabaka olustugunda, tohumlari temizleme vakti gelmis oluyor.





8) Bu asamada, once bakteriyel tabakayi kaldiriyoruz. Bunun icin bir catalin ya da cop sisin ucunu kullanabilirsiniz. Biz, genelde elimiz de alistigi icin catal ucunu kullaniyoruz. Tabakayi kaldirdiktan sonra atiyoruz. Bunu yapmadan once, eger varsa, tabakanin altina yapismis tohumlari da bardaga aktariyoruz.



9) Bakteriyel tabakayi kaldirdiktan sonra, bardagin icine su ekliyoruz. Dibe cokmeyip su yuzune cikan tohumlari cimlenme ozellikleri olmadigi icin fazla suyla birlikte lavaboya dokecegiz. Benzer sekilde, 6. asamada bahsettigimiz ve karisimin icinde asili halde duran kucuk domates parcalarini da atiyoruz. Bardagin icine birkac kez su doldurup bu islemi tekrarlayacagiz. Burda dikkat etmeniz gereken bardagi birden boca etmemeniz. Bardagin dibinde ekime elverisli bircok tohum oldugunu unutmayin.



10) Yikama islemini tamamladiktan sonra, bardagin altina bir suzgec yerlestirerek tohumlari suzgece aktariyoruz. Suzgeci muslugun altina tutup elimizle tohumlari ileri geri ittirmeden sadece suyun basinciyla yikiyoruz. Yine tohumlara zarar vermemek icin suyun sicak olmamasina dikkat edin. Tohumlar yikanirken, ayni zamanda daha once temizlenmeyen kucuk domates parcalarinin da kolayca temizlendigini goreceksiniz.



11) Suzgecin ustunde kalan tohumlari hemen plastik ya da kagit bir tabaga sert sekilde ve suzgeci tabagin disina tasirmadan silkeleyerek aktariyoruz. Bu asamada tabagi, tohumlarin kururken yapismayacaklari bir malzemeden secmenizde yarar var.



12) Tohumlari iyice kurumalari icin 4-5 gun kadar tabakta hava sirkulasyonunun iyi oldugu bir yerde bekletiyoruz. Kurutma suresince, tohumlarin icinde bulundugu tabagi kalorifer peteginin ustune veya baska herhangi bir isi kaynaginin yakinina koymazsaniz cok iyi olur. Sicaklik degisimleri ve/veya yuksek isi, tohumlarin bozulmasina neden olabilir.





13) Sira, tohumlari etiketleyerek saklamaya geldi. Eger ayni cesit domatesten farkli tarihlerde tohum aldiysak, bu tohumlari birbirine karistirmayip ayri ayri paketlerde etiketleyecegiz. Bunun bircok faydasi var. Bunlardan bir tanesi, eger capraz tozlasmaya ugrayan meyveler varsa, bu meyveleri sonraki yetistirme sezonunda belirleme imkanini saglamasi. Tohumlarinizi serin, kuru ve isik gormeyen bir ortamda saklarsaniz cimlenme omurlerini uzatmis olursunuz. Artik ekime hazirlar...

Fermentasyon yonteminin yararlari

1) Bu yontemin pratikte sagladigi yararlardan birisi, domates tohumlarinin etrafindaki jel tabakasinin surec sonunda tohumdan kolayca ayrilir hale gelmesi. Normalde, tohumlarin meyveden cikartilip oldugu gibi kurutulmasi islemindeyse bu mumkun olamiyor. Fermentasyon yontemiyle son derece temiz ve domates parcalarindan ayrilmis tohumlar elde ediyoruz.

2) Bu yontemin, domates yuzeyinde asagidaki resimde gorulebilen yaralara (Corynebacterium michiganense) yol acan patojenlere karsi etkili oldugu biliniyor.





Yararlanilan Kaynaklar:

Navazio, J., 2012. The Organic Seed Grower: A Farmer's Guide to Vegetable Seed Production. Chelsea Green Publishing, VT, USA, ISBN: 978-1933392776

http://www.agaclar.net/forum/domates/30572.htm



Devamı...

Kaolin kili ve Bitkiler üzerindeki etkileri.

0 yorum


Bitkilerin güneş yanıklığı hasarları, sıcaklık stresi bozuklukları ve zararlı haşere saldırılarından korunmasını sağlayan gözenekli, beyaz, ince koruyucu bir tabaka ile yekpare bitki yüzeyinin kaplanması işlemidir.

Uygulamanın mantığı, sıcak yaz mevsimi boyunca güneşin yakıcı ve kavurucu sıcaklarında etkili ışınlarını yansıtarak koruma sağlayan ve bitkiyi serin tutan hafif, havadar, beyaz bir elbise giydirilmesidir.

İnce örtü kaplama teknolojisinde, kaplama materyali olarak hazırlanan süspansiyon normal bir sprey aletiyle (çeşitli büyüklüklerde atomizer ve pülverizatör ilaçlama aletleri) bitki üzerini kaplayacak şekilde püskürtülür. Uygulamanın tam ve etkili fayda sağlayabilmesi için bitki üzerinde esaslı bir koruyucu örtü tabakası oluşmalıdır. Örtü kaplama işlemi, haşere saldırıları ve aşırı sıcaklar başlamadan önce yapılmalıdır.

UYGULAMA ZAMANI, DOZLAR VE METOD :

Yumuşak çekirdekli meyveler, nar, üzüm, muz, zeytin ve sert kabuklu meyvelerde ilk uygulama; Haziran ayının ilk veya ikinci haftasında tam doz ( % 5’lik süspansiyon: 100 lt suya 5 Kg Sunguard-WP ) diğer uygulamalar ise 2 veya 3 hafta aralıklarla yarım doz ( % 2,5’luk süspansiyon: 100 lt suya 2,5 Kg Sunguard-WP) şeklindedir. Her türlü spreyleme aleti kullanılarak bitkinin dallar, yapraklar ve meyveleri yekpare beyaz örtüyle kaplanır. Uygulamalar hasat dönemine 2 hafta kala kadar yapılabilir.

Sert çekirdekli meyvelerde ise meyve çapı 0,5-1 cm olunca tek tam doz uygulanır. Hasattan 2 hafta sonra yapılacak yaz budamasını takiben hemen yarım doz uygulanır. 2 veya 3 hafta sonra bir yarım doz daha uygulanır.

Hasat sonrası yapılan uygulamalar, gelecek yılda ağaçların daha verimli ve kaliteli ürün vermesinde belirgin etki gösterecektir. Özellikle sıcaklık stresi bozuklukları minimum düzeye düşecektir. Kiraz ve erik de ikizlenme, mahmuz ve derin sutre bozuklukları önlenebilecektir.

Sebzelerde; Baklagiller, domates, salatalık, biber, kavun, karpuz, balkabağı vd. bitkilerde ilk uygulama çiçeklenmeyi takiben yarım doz ( % 2,5’luk süspansiyon) olarak yapılır. Hava sıcaklıklarına göre ikinci bir uygulama yapılabilir.

Havaların serin ve yağışlı olması durumunda uygulama aralıkları uzatılabilir.



Güneş yanıklığı hasarlarına karşı koruma sağlar,
Bitkiyi serin tutarak sıcaklık stresi bozukluklarını önler,
Fotosentezi arttırarak bitkilerin daha iyi beslenmesini sağlar,
Yaprakların daha canlı, güçlü ve düzgün olmasını sağlar,
Meyve ve sebzelerde daha iyi renk ve düzgün şekil oluşturur,
Kovucu (repellent) etkisiyle zararlı haşare saldırılarını önler,
Hidrofobik özelliği sayesinde geç ilkbahar ve erken sonbahar donlarına karşı koruma sağlar.




GÜNEŞ IŞINLARI VE MEYVELERDE GÜNEŞ YANIKLIĞI

Güneş ışınları uzun ( infrared ) ve kısa ( ultraviole ) dalgalardan oluşur. Ultraviole-A ışınlarının dalga boyları 320-380 nm’dir. Deri veya kabuğun derin tabakalarına ulaşır ve yayılır. Ultraviole-A ışını yıl boyunca ve gün içinde değişik saatlerde, mevsimlerde ve hava koşullarında değişmeksizin etkili olmaktadır. Ultraviole-B ışınlarının dalga boyu 290-320 nm’dir. Derinin veya kabuğun üst tabakasını etkiler. Ultraviole-B ışını yaz aylarında ve yüksek rakımlı yerlerde daha yoğundur.

Güneş ışınlarının meyve kabuğu ve yapraklar üzerindeki olumsuz etkileri ;
Meyve kabuğunda incelme,
Meyve kabuğu ve yapraklarda kuruluk, elastikiyetin bozulması ve buruşukluk,
Meyve renginde değişiklik ; beyazlaşma, sararma, kızarma ve kahverengileşme
Foto-yaşlanma hızlanması, hücre ölümü ve kırışıklık,
Kabuk altında keçeleşme,
Kısa raf ömrü ve depolamada erken çürüme,

Güneş ışınlarından bitkileri koruma yöntemleri ;

Gölgeleme :

Değişik türlerde örgülü filelerle yapılır. Kısmen koruma sağlayabilir. Güneş yanıklığını önlemede % 15-20 oranlarında olumlu etki gösterir.

Giysileme :

İnce örtü kaplama teknolojisi uygulaması ile yapılır. Ağacın gövde, yapraklar ve meyveleri üzeri beyaz ince bir film tabakası ile kaplanır. Güneş ışınlarını yansıtır. Bitkiyi serin tutar. Güneş yanıklığını önlemede % 50-75 oranında koruma sağlayabilir. Ultraviole ışını kabuk yanıklığına, İnfrared ışını ise kabuk altında kızışma ve keçeleşmeye neden olur.

Yaz aylarında şiddetli hava sıcaklığı ve güneşin zararlı morötesi ( Ultraviole) ve kızılötesi (infrared) ışınlarından dolayı sıcaklık ve güneş yanıklığı bitkilerde stres yapabilir. Örneğin ceviz’de 30°C üzerindeki hava sıcaklıklarında fotosentez faaliyeti engellenir. Zararlı UV ışınları güneş yanıklığına yol açabilir. Şiddetli güneş yanıklığı hasarı dış kabukta belirgin koyu doku bozulmaları gösterir. İç kısımda ise çekirdek içinde kararma ve büzüşme oluşturduğundan pazar kalitesini düşürür. Kaliteli bir ceviz meyvesinde iç, dolgun ve beyaz renkte olmalıdır. Dr. Larry Schrader (Washington State University) bodur elmalarda Güneş Yanıklığının üç değişik tipini tanımlar ve ısıya karşı uygun korumanın önemini vurgular.

1.Tip güneş yanıklığı : Meyve kabuğunun yüzeyinde oluşan sıcaklığın 10 dakika süre içerisinde 52 °C ulaşması durumunda oluşur. En ciddi tip olup hücre ölümüne neden olur.

2.Tip güneş yanıklığı : Meyve kabuğu yüzey sıcaklığının 1 saat süre ile 42°C-48°C düzeyine ulaşması durumunda oluşur. Meyve türlerine kabuk üzerinde kızarma veya kahverengileşme görülür.

3.Tip güneş yanıklığı : Meyve kabuğu üzerinde ağarma (beyazlaşma) şeklinde görülür. Ağaçlarda seyreltme yapıldığında ve ağaç dalları eğildiğinde meyvelerin doğrudan güneş ışınlarına maruz kalması sonucu oluşur.

15 Haziran – 28 Eylül döneminde günlerin %37 sinde Güneş Yanıklığına neden olan sıcaklıklar oluşmaktadır.

SUNGUARD – WP ; Narenciye, bodur elma, armut, üzüm, kiraz, zeytin, nar, ceviz, badem ve antepfıstığı gibi bitkilerde sıcaklık stresi ve güneş yanıklığının neden olduğu bozuklukları önlemede etkili olduğu görülmüştür. Uygulama; önerilen dozda hazırlanan bir süspansiyon sıvının sprey aletleriyle (Atomizer vb.) bitkinin gövde, dallar, yapraklar ve meyveler üzerine yekpare püskürtülmesi işleminden ibarettir. Giysileme metodu, bitkiyi yaz mevsiminde serin tutan beyaz bir elbise giydirilmesi olarak düşünülmüş ve ince örtü kaplama teknolojisi olarak özellikle meyvecilikte yeni bir çığır açmıştır.

Bitkinin dallar, yapraklar ve meyveleri üzerini yekpare kaplayan beyaz-ince koruyucu örtü tabakası sıcak yaz günlerinde bütün gün güneş altındaki bitkileri serin tutarak sıcaklık stresini önler, zararlı güneş ışınlarını ise kırıp yansıtarak güneş yanıklığı tahribatını önler.

Güneş yanıklığı, bazı meyvelerde - özellikle bodur elma ve nar - üretim miktarında %20-30 oranında etki göstererek büyük tahribatlara ve ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Amerika, Arjantin, Şili, Avustralya, Yeni Zelanda, İspanya, İtalya başta olmak üzere Granny Smith ve Fuji gibi bodur elmalarda ve narda bir faciaya dönüşen güneş yanıklığı hasarlarını %50–75 oranlarında düşürmüştür. İspanya’da zeytin bahçelerinde yapılan denemelerde; 2003 yılında %24 daha fazla yağ, 2004 yılında %50 daha fazla yağ üretildiği rapor edilmiştir. (Effects of kaolin particle film on olive fruit yield, oil content and quality, Sour G., Makee H /Advances in Horticultural Science, July, 2004, Vol.114, SPAIN)

SUNGUARD – WP uygulamasıyla bitkilerde sıcaklık stresi ve güneş yanıklığı tahribatlarının önlenmesinin yanı sıra trips, armut pisellası, güve, bit, böcü, afid, elma iç kurdu, yaprak delen, yaprak büken, Akdeniz meyve sineği ve zeytin sineği gibi birçok zararlı haşereyi kovucu etki göstermektedir. Hidrofobik ( su itici ) özelliği sayesinde yaprak ve meyve yüzeyindeki su zerreciklerini itmesi sonucu geç ilkbahar ve erken sonbahar donlarına karşı koruyucu etki gösterir. Bitkiye -2°C ile -6°C arasında dayanıklılık kazandırır.

Son yıllarda ABD de kirazlarda sıcaklık stersinden dolayı oluşan meyve bozuklukları ve ikizlenme sorununu gidermeye yönelik uygulamalarda da olumlu sonuçlar alındığı belirtilmektedir. Hasattan iki hafta sonra yapılan yaz budamasını takiben yapılan yarım doz uygulama ve 15-20 gün ara ile yapılan ikinci uygulama sonunda ağaçların gelecek yılda daha yüksek verim ve daha kaliteli ürün verdikleri gözlenmiştir. Kirazda derin sutre, mahmuz ve ikizlenme bozuklukları önemli oranda düşürülmüştür.

Ülkemizde bodur elma, şaraplık üzüm, nar, muz , narenciye, armut, kiraz, zeytin, ceviz, badem, antepfıstığı tarımında yüksek verim ve kalite için ince örtü kaplama teknolojisi uygulaması her geçen gün daha da geniş bir potansiyele hitap etmektedir.

Sert çekirdekli meyvelerde kiraz, kayısı, erik, nektarin ve şeftali de hasat döneminden sonra 2 nci haftadan sonra yapılan yaz budamasını takiben SUNGUARD-WP ile ince örtü kaplama teknolojisi uygulamasıyla ( uygulama; yarımşar doz 15-20 gün ara ile 2 defa yapılmalıdır.)

Gelecek yılda bitkinin daha yüksek verim ve daha kaliteli ürün vermesini sağlayacaktır.


BİTKİLERDE SICAKLIK STRESİNİN NEDEN OLDUĞU SORUNLAR
Fotosentezi düşürüyor. Topraktan besin alımını yavaşlatıyor.
Meyvelerin dallardan dökülmesini artırıyor.
Metabolik rahatsızlıklar meydana getiriyor.
Meyvelerde çatlama ve yarılmaya sebep oluyor.
Toksin oluşumu başlıyor.
Ağaç dallarında eğilme ve dallarda kırılmalar oluyor.
Bitkilerde yaşlanma ve doku ölümleri başlıyor.

SUNGUARD-WP uygulamasýyla;
Yüksek hava sıcaklıkları altında bitkinin kanopi sıcaklığını düşürür.
Meyve yüzeyi üzerinde yüksek ısı oluşumunu önler. Dolayısıyla kabuk yüzeyinde renk değişimi, kabul altında ise kızışma meydana gelmez.
Bitkinin yaprak ve meyvelerini serin tutarak sıcaklık ve su stresi oluşmasını önler.
Fotosentezi artırarak bitkinin besin alımını düzenler. Fotosentezin %30 oranında arttığı yapılan ölçümlerde belirlenmiştir.
Bitkinin bağışıklık sisteminin güçlendirilmesini sağlar ve metabolizma aktivitesini
düzenler. Dış etkilere karşı direnci artırır. Dallarda kırılma ve meyve dökülmesini önler.
Zararlı haşereleri kovucu ve uzaklaştırıcı özelliği nedeniyle Meyve sineği, trips, psilla, bit, güve ve afid gibi böcek hasarlarına karşı koruma sağlar.
Meyvelerin renkleri canlı, Brix değeri yüksek, düzgün şekilli, standart irilik ve peklikte yarasız, passız, lekesiz, çatlaksız ve güneş yanıksız olmasını sağlar.

Kiraz meyvelerinde derin yarık (deep suture), mahmuz (spur) ve ikiz meyve (double fruit) anormallikleri, sıcak iklim bölgelerinde hasad sonrası Temmuz-Agustos aylarında aşırı sıcakların bitkide gelecek yılın meyve gözü oluşumu ve gelişimi sürecindeki etkileri ve tahribatı sonucu meydana gelmektedir. Bu dönemde ağaçların kanopi (taç) sıcaklığının, gövde ve dalların kabuk yüzeylerinde oluşan yüksek ısının düşürülmesiyle bitkiyi serinleten, yapraklardaki su kaybını önleyerek dallar ve yapraklardaki su oranını dengeleyen “BEYAZ GİYSİLEME“ veya “İNCE ÖRTÜ KAPLAMA“ uygulamasıyla kiraz meyvelerindeki şekil bozuklukları önemli ölçüde azaltılmaktadır.





Bodur kiraz yetiştiriciliğinde ilk 3 yıl, tüm canlılarda olduğu gibi çok kritik bir dönemdir. Gerek kök gelişimi ve güçlü bir kök sisteminin oluşması gerek sağlıklı ve dış etkilere dayanıklı gövde ve dalların gelişmesi bu dönemde gerçekleşir. Sıcaklık stresinin meyvelerde yarattığı şekil bozuklukları kadar önemli diğer bir sorun ise güneşin zararlı ışınlarının yakıcı etkisi sonucu oluşan kabuk yanıklığının ( scabscald ) –özellikle ağaçların güney ve güneybatı yönlerine dönük yerlerinde oluşmakta- ilerlemesi sonucu zamklaşma ve gövde yanık yarası (scaffoldscald) oluşmaktadır. Bu yaralı bölgedeki doku ölümleri ve bakteri oluşumları ağaçta bakteriyel kansere ( bakteriyel kanser) veya kangrene dönüşerek ağacın her tarafına yayılarak kurumasına neden olmaktadır. Kemalpaşa/İZMİR, Salihli/MANİSA, Ceyhan/ADANA Honaz/DENİZLİ bölgelerinde kurulu kiraz bahçelerinde sıcaklık stresi anormallikleri ve bakteriyel kanser, kiraz üreticilerini büyük ekonomik kayıplara uğratmaktadır.



Bodur kirazlarda dikimden itibaren ilk 3 yıl, Temmuz-Ağustos döneminde Beyaz giysileme veya ince örtü kaplama uygulamasıyla gövde ve dalların kabukları üzerinde yanıklık sorunları önlenmekte, genç kiraz ağacının taze ve hassas olan gövde ve dallarının dayanıklılığı artmaktadır.



ALARA TARIM A.Ş.’ nin Ceyhan/ADANA kiraz bahçesinde 2006 Haziran hasad döneminden 2 hafta sonra yaz budaması yapılarak hemen ardından SUNGUARD uygulaması yapılmıştır. 2-3 hafta arayla temmuz-ağustos döneminde bitkiyi serin tutmak amacıyla uygulamalar sürdürülmüştür.Uygulamanın meyve anormallikleri üzerindeki sonuçları 2007 üretim sezonunda gözlenecektir.






ZARARLI BÖCEKLERİN SEBEP OLDUĞU EKONOMİK KAYIPLARDA AZALMA

SUNGUARD: Böcek zararını nasıl azaltır?
Sunguard partikülleri dağılır ve böceğin vücuduna yapışır
Sunguard partikülleri böceği rahatsız eder
temizlenmeye neden olur
beslenme ve yumurtlamayı azaltır
Sunguard bitkiyi kamufle eder
görsel yanılmaya neden olur
bitkiler fark edilemeyebilir
dişi, bitkiye inmez
Sunguard uygulaması yapılmış yaprak ve meyve yüzeyinde böcek tutunamaz.




Sunguard, böcek davranışlarını birkaç değişik mekanizmayla etkiler
Fiziksel itme
Böcekler Sunguard film üzerine yerleşmekten kaçınır
Görsel yanılma
Sunguard ev sahibi bitkiyi kamufle eder ve onu fark edilmez yapar
Yumurta bırakmada azalma
Dişiler, Sunguard uygulanmış yüzeye yumurta bırakmaktan kaçınırlar
Beslenmeyi engelleme
Böcekler Sunguard uygulanmış dokuları yemekten kaçınırlar
Böceğin bitki yüzeyini kavrama yeteneğini azaltır
Böcekler sıklıkla Sunguard uygulanmış yüzeylerden düşerler
Fiziksel olarak hareketi sınırlar
Böcekler Sunguard kaplanmış bitki yüzeyleri arasında hareket etmekte zorlanır
Felç ve değişik davranış
Doğrudan Sunguard sıkılmış böcekler uyuşuk ve tepkisiz kalabilirler


Sunguard WP: Armut Psyllasyna Etkisi






Yetişkin Armut Psyllası - Ön Ayak



Beyaz giysileme teknolojisi uygulamasıyla taç üzerinde oluşan beyaz ince örtü tabakası birçok zararlı haşare üzerinde kovucu etki gösterir.

Beyaz ince örtü, bitki üzerine dik olarak gelen güneş ışınlarını değişik açılardan kırarak yansıtır. Taç üzerinde değişik yönlere yansıyan ışınlar bazı böceklerin görme organlarını kamaştırıp rahatsız ederek kaçmasına sebep olur. Bazı böcekler ise alışkın olmadıkları bir ortama uyum gösteremezler. Çevresel etkiler (ışık, beyaz, renk, toz, vb.) böceklerin duyu organlarının algılamalarını köreltir. Ayaklar, ağız ve kanatlara bulaşan beyaz tozun tahriş etme etkisi, yaprak ve meyve özsuyu ile beslenen böceklerde ince toz tabakasının acılık hissi vermesi gibi etkileri böcekleri uygulama yapılan bitkilerden uzaklaştırır. Böcekler, bitkinin dalları, yaprakları ve meyveleri üzerinde rahat hareket edemezler, yumurta bırakamazlar, korku-panik ve şaşkınlık nedeniyle zarar veremeden bitkiyi terkederler.

Kaynaklar:




Devamı...