ORGANİK TARIMDA YARARLI MİKROORGANİZMA KULLANIMI

0 yorum


( MİKROBİYAL GÜBRELER )

Mikroorganizmalar, herbirinin kendine özgü oluşları, özel kültür ve çevre koşulları altında önceden tahmin edilemeyen yapı ve biyosentetik yetenekleri ile canlı bilimlerinde ve diğer bazı alanlardaki zor problemlerin çözülmesinde öncelik almışlardır. Son elli yıl içerisinde, medikal teknolojinin gelişiminde, insan ve hayvan sağlığında, gıda işlenmesinde, gıdaların güvenli ve kaliteli oluşlarında, genetik mühendisliğinde, çevrenin korunmasında, tarımsal biyoteknolojide ve özellikle tarımsal ve evsel atıkların değerlendirilmesinde mikroorganizmaların başarılı kullanım örneklerini görmek mümkündür. Bütün bu teknolojik gelişmeler, doğrudan kimyasal ve fiziksel mühendislik metotlarını kullanarak sağlanmamıştır. Bu nedenle mikroorganizmalar, uygulamaya dönük ve ekonomik olarak değer bulmuştur.

Mikrobiyal teknolojiler, çeşitli tarımsal ve çevresel problemlerin çözümünde son yıllarda kayda değer başarılar elde etmesine rağmen bilimsel çevrelerde yaygın bir kabul görmemiştir. Çünkü, mikroorganizmaların faydalı etkilerini göstermelerinde bir süreklilik yoktur. Mikroorganizmaların etkin çalışmaları, ancak substratlarını ****bolize etmeleri için uygun ve optimal koşullar olduğunda gerçekleşmektedir. Bu koşullardan bazıları yeterli su ve oksijen (mikroorganizmaların zorunlu aerob veya fakültatif anaerob olmalarına bağlı olarak değişebilir), pH ve bulundukları ortamın sıcaklığı gibi faktörlerdir. Günümüzde, yeni teknolojiler sayesinde, çok çeşitli mikrobiyal kültürler ve aşılama materyallerini piyasada ticari olarak bulabilmekteyiz. Teknik kılavuzluk ile mikrobiyal ürünlerin koordineli çalışması sistemin başarılı olmasını sağlayacaktır. Mikroorganizmaların, kimyasal gübreler ve pestisitlerin oluşturduğu problemleri çözmede alternatif olmaları nedeni ile doğal çiftçilik ve organik tarımda kullanılmaları oldukça yaygınlaşmıştır.
Toprak mikrobiyologları ve mikrobiyal ekologlar, yıllardır toprak mikroorganizmalarını faydalı ve zararlı diye sınıflandırmaya çaba harcamışlardır. Bu sınıflandırmada, mikroorganizmaların işlevleri ve toprak kalitesine, bitki gelişimi ve verimine, bitki sağlığına olan etkileri değerlendirilmiştir. Atmosfer azotunu fikseden, organik atık ve kalıntıları parçalayan, pestisitlerin zehirli etkisini yokeden, bitki hastalıklarını ve toprak kökenli patojenleri baskılayan, besin maddesi döngüsünü arttıran ve bitki gelişimini teşvik eden vitamin, hormon ve enzim gibi biyoaktif maddeleri üretenler yararlı mikroorganizmalar sınıfına; bitki hastalıklarına neden olan, toprak kökenli patojenleri teşvik eden, besin maddelerini yarayışsız hale getiren, bitki gelişimi ve sağlığını bozabilecek zehirli (toksik) ve çürütücü madeleri üretenler zararlı mikroorganizmalar sınıfına dahil edilmişlerdir.
Faydalı mikroorganizmaların kullanılması, diğer yönetim uygulamalarının yerini tutmamaktadır. Aksine bitki ekim nöbeti, organik iyileştiricilerin kullanılması, koruyucu sürüm, bitki artıklarının dönüşümü ve zararlı böceklerin biyokontrolu gibi en iyi toprak ve bitki yönetim uygulamalarının optimizasyonuna bir başka boyutla eklenik etki yapmaktadır. Yani doğru şekilde uygulandığında, bu mikroorganizmalar, sayılan bu yönetim uygulamalarının faydalı etkilerini artırmaktadır.

Yararlı mikroorganizmaların çalışması
Atmosfer azotunu fikse etmek
Organik atıklar ve kalıntıları parçalamak (Dekompozisyon)
Toprak kökenli patojenleri baskılamak
Bitki besin maddelerinin yarayışlılığını arttırmak ve dönüşümlerini sağlamak
Pestisitler de dahil olmak üzere toksik etki yapan bileşiklerin bozunumunu sağlamak
Antibiyotik ve diğer biyoaktif maddeleri üretmek
Bitkilerin alabileceği basit organik molekülleri üretmek
Ağır ****l iyonlarını bağlayarak bitkilerce daha az alımını sağlamak
Çözünemeyen besin kaynaklarını çözünür hale getirmek
Polisakkarit üreterek toprak agregasyonunu artırmak

Zararlı mikroorganizmaların çalışması
Bitki hastalıklarına neden olmak
Toprak kökenli patojenleri teşvik etmek
Bitki besin maddelerini yarayışsız hale getirmek
Tohum çimlenmesini engellemek
Bitki büyüme ve gelişmesini engellemek
Fitotoksik maddeler üretmek

Doğal tip bakteriler Uygulandıkları bitkiler 
Kullanım amacı
Anabaena-Azolla Azospirillum brasilense and A. lipoferum Çeltik Tahıllar Biyogübre Biyogübre
Bradyrhizobium japonicum Rhizobium spp. Yemlik ve yemeklik baklagil bitkiler Biyogübre Biyogübre
Frankia spp. Baklagil olmayan ağaçlar (Alnus) Biyogübre
Bacillus subtilis and B. thuringiensis Psuedomonas fluorescens Pseudomonas spp. Değişik bitkiler Biopestisit Biopestisit
Islah edilmiş bakteriler Değiştirilen özellikler Islahın amacı
Agrobacterium radiobacter Transfer genlerin yok edilmesi crown gall'in biyolojik kontrolunda emniyetli kullanım
Clavibacter spp. Bacillus thuringiensis'ten elde edilmiş endotoxin ilavesi Böceklerin bitkiye zararlarının biyolojik kontrolu
Bradyrhizobium japonicum "nif" gen kopyasının ilavesi Azot fiksasyonunu arttırmak
Pseudomonas syringae " ice nucleation" geninin yok edilmesi Bitkilerde don zararını kontrol altına almak
Rhizobium meliloti "nif" ve/veya "dct" genlerinin kopyasının ilavesi Azot fiksasyonunu arttırmak

Toprak mikroorganizmaları, toprakta meydana gelen pek çok kimyasal değişimin içinde aktif rol almaktadırlar. Özel olarak ta bitki gelişmesi için gerekli olan örneğin azot ve karbon besin elementlerinin döngüsünde görev aldıkları için toprak verimliliğinin önemli unsurlarıdırlar. Toprak mikroorganizmaları, herhangi bir yolla toprağa dahil olan organik maddelerin parçalanmasından ve dolayısı ile besin elementlerinin döngüsünden sorumludurlar. Bazıları örneğin, mikoriza mantarları bazı mineral besin maddelerinin (ör.fosfor) yarayışlılığını arttırmaktadırlar. Bazıları, toprakta mevcut besin maddelerinin miktarını arttırmaktadır. Mesela, azot fikseden bakteriler, toprak havasında gaz halinde bulunan azotu, bitkilerin gelişmesi için bitki köklerinin kullanabilecekleri çözünebilir azotlu bileşikler haline dönüştürürler. Toprak verimliliğini arttıran ve bitki gelişimine katkıda bulunan bu tip mikroorganizmalar, "biyogübreler" olarak adlandırılıp tarımda mikrobiyal aşı materyallerinin hazırlanmasında kullanılmaktadırlar. Benzer şekilde diğer bazı mikroorganizmalar da bitki sağlığını arttıran ve yüksek verim alınmasına katkı sağlayan maddeleri (ör. Vitaminler ve bitki hormonları gibi) üretmektedirler. Bu mikroorganizmalar, "fitostimulatorlar" olarak adlandırılmakta ve ürün verimini arttırmak için mikrobiyal aşı olarak üretimleri üzerine çalışmalar yürütülmektedir. Diğer bir grup mikroorganizma, bitkinin doğal savunma mekanizmasını teşvik edecek bileşikleri üreterek bitkinin patojenlere karşı direncini geliştirmektedir. Bu mikroorganizmalar da "biyopestisitler" olarak adlandırılmakta ve biyolojik kontrolu sağlamaktadırlar.

Rizosfer: Bitki kökleri ve toprak arasında karşılıklı etkilerin (interaksiyon) yoğun olduğu yer.
Bilindiği gibi bitkilerin kökleri, mineral besin maddelerini almaktadırlar. Ayrıca kendilerini çevreleyen toprağa çok çeşitli organik bileşikler salma özellikleri de mevcuttur. Dolayısı ile "rizosfer" dediğimiz ve bitki kökü ile yakın temasta olan toprak kısmında mikrobiyal aktivite de oldukça yoğundur. Bu nedenle bitki köklerinin yüzeyinde ve rizosfer bölgesinde çok sayıda mikroorganizma bulunmasına karşılık bitki kökleri bulunmayan bir toprakta bu sayı oldukça düşmektedir.
Rizosfer, içerisinde yaşayan mikroorganizmalar ile bitkilerin gelişme koşullarında etkili olan çok sayıda intreaksiyonların gerçekleştiği önemli bir toprak habitatıdır. Sonuç olarak, faydalı mikroorganizmaların mikrobiyal aşı olarak, ürün verimi ve ürün kalitesinde iyileştirme sağlaması için verilecekleri toprak habitatı rizosfer olmaktadır.

Sürdürülebilir tarım için mikrobiyal aşılar:
Günümüzün modern tarım uygulamaları olarak yoğun mineral gübre ve kimyasal pestisit kullanımı sonucunda ortaya olumsuzluklar çıkmıştır. Bunlardan özellikle azotlu gübrelerin fazla kullanımı ile toprak profilinden yıkanan nitratın yeraltı sularını kirlettiği, belli toprak koşulları altında uygulanan azotlu gübrelerin denitrifikasyonu sonucunda azotlu gazların topraktan atmosfere geçtiği ve bu gazlardan bazılarının (örneğin, nitroz oksit) sera etkisi yarattığı ve/veya ozon tabakasını değiştirdiği ortaya çıkmıştır. Benzer şekilde kimyasal pestisitlerin besin zincirinde ve çevrede muhtemelen varlığı veya artığının bulunduğu görüşü değer kazanmaya başlamıştır. Bu gelişmeler doğrultusunda mikrobiyal aşılar gözde olmaya başlamışlardır.

Havanın serbest azotunun biyolojik yolla tespiti (Fiksasyon)
Havanın hacim esasına göre % 79,08'ini azot teşkil eder. Bir dekar arazi üzerindeki havada yaklaşık olarak 9 bin ton azot gazı bulunur. Bitkiler, hayvanlar ve mikroorganizmaların büyük bir kısmı element halindeki bu azottan yararlanamazlar. Bunların yararlanabilmesi için gaz halindeki azotun diğer elementlerle bileşikler haline dönüşmesi gerekmektedir. Bu da az miktarda elektriksel olaylarla ve çok daha fazla miktarda ise bazı toprak mikroorganizmaları vasıtası ile azotun biyolojik yolla tespiti yoluyla sağlanmaktadır. Biyolojik azot fiksasyonu (BAF), iki grup mikroorganizma tarafından gerçekleştirilmektedir. Birinci gruba girenler, toprakta serbest yaşayarak havanın azotunu tespit ederler. İkinci grupta yer alanlar ise, bir bitki ile ortak yaşayarak azot tespit ederler. Bunlardan Rhizobium bakterileri baklagil bitkilerin köklerinde simbiyotik yaşayarak azot tespit ederler. Aktinomisetler ise orman ağaçlarından kızılağaç, ılgın, yabani iğde gibi ağaç ve çalıların köklerinde nodozite meydana getirerek azot tespitini gerçekleştirirler.

A) Simbiyotik Olmayan Azot Tespiti
Bu yolla azot tespit eden mikroorganizmalar, diğer bir canlı organizmanın yardımına gereksinim duymadan toprakta çoğalırlar. Kendileri için gerekli enerjiyi, karbonu ve diğer elementleri topraktan alırlar. Toprakta kendisi için uygun olan azot bileşiklerini bulamadığı takdirde havanın azotunu kullanırlar.
Simbiyotik olmadan azot tespit eden mikroorganizmalar aşağıdaki gibi sınıflandırılmıştır :

Bakteriler
Aerobik olanlar:
Azotobacter
Anaerobik olanlar:
Fotosentetik Olmayanlar:
Clostridium
Desulfovibrio
Fotosentetik Olanlar:
Rhodospirillum
Chromatium

Algler
Nostoc, Calothrix (mavi-yeşil alg)

Bu organizmaların genel özellikleri aşağıdaki gibi özetlenebilir:

Azotobacter
Aerobik bakterilerdir. Bazen çubuk bazen de yuvarlak şekilde görülürler. Ekseriya hareketlidirler. Endospor ihtiva etmezler. Fakat bazı türler, kalın duvarlı mikrosist oluştururlar. Hücreler genellikle gram negatiftir. Uygun karbonhidrat veya diğer enerji kaynakları bulunduğu takdirde aerobik şartlarda atmosferik azotu tespit etme gücüne sahiptirler. Bir gram şekerin parçalanmasına karşılık 10-20 mg azot tespit ederler. Ilıman iklim kuşağında 1 gram topraktaki Azotobacter sayısı 200 kadardır. Optimum sıcaklık isteği 30-35°C; pH isteği 7-8 arasındadır. Bu bakterilerden A.chroococcum en önemlisidir. Yıllık azot tespit düzeyleri 2-3 kg N da-1 'dır.

Clostridium
Anaerobik bakterilerdir. Spor meydana getiren, gram pozitif, çubuk şeklinde bakterilerdir. Havanın molekül halindeki azotunu tespit edebilmek için humus maddeleri, pektin bileşikleri ve selüloz gibi maddeleri karbon kaynağı olarak kullanırlar. Azot tespiti için optimum sıcaklık isteği 25°C 'dir. C.butyricum, 1 gram karbonhidratın parçalanmasına karşılık 27 mg azot tespit etmektedir. Yıllık azot tespit düzeyleri 0,5-3 kg N da-1 'dır.

Diğer Bakteriler
Fotosentetik bakteriler, azot tespit etmek, topraktaki bazı toksik maddeleri absorbe ederek bitki için zararsız hale getirmek, bitkide ürün artışı sağlayan bir takım ****bolik maddeler ifraz etmek sureti ile toprak verimliliğini arttırmada önemli derecede etkili olmaktadırlar.
Aerob olarak azot bağlama yeteneğinde olan diğer heterotrof bakteri grupları Pseudomanas, Bacillus, Klebsiella, Mycobacterium ve Spirillum' dur.
Azot bağlama yeteneğinde olan bazı fakültatif anaerob bakteriler de vardır. Bacillus, Klebsiella, Pseudomanas ve Arthrobacter bunlara örneklerdir. Bunların azot bağlama güçleri yani tespitleri fazla değildir.

Mavi-Yeşil Algler
Azot tespit eden mavi-yeşil algler, ışık enerjisini kullanarak fotosentetik mekanizma ile enerji sağlayan ve bunun bir kısmını azot tespitinde kullanan organizmalardır. Bu organizmalar, toprak ekosistemindeki yüksek bitkilere benzer fotosentez yolu ile oksijen üreten ve karbondioksit fiksasyonu yapan ve azot fikse eden tek organizmadır. Alglerin azot bağladığı ilk kez Frank (1889) tarafından ileri sürülmüş ve 1928'de Drewes saf kültürde mavi-yeşil alglerden Nostoc ve Anabaena türlerinin azot bağladığını göstermiştir.
Mavi-yeşil alglerin özellikle çeltik tarlalarında önemli rolleri vardır. Yağmurlu dönemlerde nemli pirinç tarlalarında azot miktarının 15-50 kg N ha-1 seviyeleri arasında değiştiği belirtilmektedir. Ayrıca arid bölgelerde ve çöl alanlarında gelişen alg türlerinin yılda bağladıkları atmosfer azotu 3 kg N ha-1 seviyesindedir. Mavi-yeşil algler, fotosentetik olmaları nedeni ile fotosentez koşullarına bağımlı olmaktadırlar. Kış koşullarında sıcaklık ve fotosentez koşulları yeterli olmadığından azot fiksasyonu çok önemsiz düzeyde gerçekleşmektedir. Bahar aylarında fiksasyonun ayda 8 kg N ha-1 seviyesine ulaştığı belirlenmiştir.

B) Simbiyotik Azot Tespiti
Simbiyotik yol ile azot fikse eden organizmaları iki büyük grupta toplayabiliriz. Bunlardan birincisini baklagil bitkileri ile simbiyoz oluşturan Rhizobium bakterileri, ikinci grubunu ise baklagil dışındaki ağaç türünden yüksek bitkiler ile simbiyoz oluşturan aktinomisetler oluşturmaktadır.

B1) Rhizobium-Baklagil Simbiyozu
Baklagil (Leguminosaea) familyasının türleri çok yaygın olup, kültüre alınmış 200 civarında türü bulunmaktadır. Yalnızca insan besini olarak değil, hayvan yemi, kereste, dokuma ve diğer çeşitli ürünleri veren bitkileri içerirler. Bu familyadaki bitki türleri, köklerini enfekte ederek yerleşen ve oluşturduğu kök yumruları (nodül) içinde azot fiksasyonu yapan Rhizobium bakterileri ile simbiyoz oluştururlar. Bir baklagil bitkisi bu yolla çoğunluk bir hektar toprağa 200-300 kg bitkiye yarayışlı azot sağlar. Bazen bu miktar çok daha fazla olabilir. Ancak bu işlev, toprak azotça doğal olarak fakir ve simbiyozu oluşturacak üyeler ortamda birlikte bulunabiliyorlarsa gerçekleşir. Gerçekte baklagiller, azot gereksinimlerini iki yolla sağlamaktadır:
Toprak azotunun özümlemesi
Nitratların absorbsiyonu kökler yolu ile olur.
Atmosfer azotunun fiksasyonu
Atmosfer azotu toprak havasından nodüllere geçer ve burada nitrogenaz enzimi tarafından indirgenerek amonyağa çevrilir. Bu amonyak daha sonra amino asit ve proteinleri oluşturmak üzere bitki içindeki madde dönüşümlerine katılır. Şayet bitkiler nitrat ve moleküler azot (N2) kaynaklarına aynı zamanda sahipseler, öncelikle nitrat kullanıldığından azot fiksasyon oranı düşer.
Rhizobium bakterisi, spor oluşturmayan bir türdür. Kültür topraklarında genellikle bulunmakla beraber topraktaki yaşam gücü pek bilinemez. Baklagil-nodül bakterisi işbirliğinin uygun ve sağlıklı gerçekleşmesi simbiyotik azot fiksasyonu çalışmalarının en önemli konusudur. Bu sistemde bakteri havadan bağlamış olduğu azotu bitki kullanımına verirken, kendisi de bitkiden karbonhidrat ve diğer bazı gelişim faktörlerini sağlamaktadır. Simbiyotik sistem yolu ile dünya azot kazanımının 80 milyon ton olduğu, bunun 35 milyon tonunun yemeklik baklagiller ve 45 milyon tonunun çayır, mera ve orman sistemindeki baklagiller ile sağlandığı hesaplanmaktadır. Buna rağmen simbiyotik sistemin her zaman sağlıklı işlediği ve gerekli azot kazancını sağladığı söylenemez. Bunun başlıca iki nedeni olduğu söylenebilir.

Topraklarda yaygınlık gösteren ve azot fikse etme güçleri iyi olan bakterilerin sayısal dağılımı yeterli olmayabilir, diğer bir deyimle, yaygın poulasyonların büyük kısmı azot fikse etme bakımından etkisiz olabilir.

2. Genellikle yeni kültüre alınan bir alanda veya ilk kez yeni bir baklagil çeşidi ekilen alanlarda bitki türünü enfekte etme veya simbiyotik azot fiksasyonunu gerçekleştirecek uyumlu bakteri türü bulunmayabilir. Her iki durumda da baklagil bitkilerinin atmosfer azotundan yeterince yararlanabilmeleri mümkün olmayacaktır. Baklagil bitkilerinde-tarım alanlarında- gelişmenin ve biyolojik azot fiksasyonunun garanti altına alınabilmesi için, doğal ortamlardan izole edilmiş bakteri soylarının mikrobiyal aşı olarak üretilmesi ve tohum aşılaması yolu ile toprağa verilmesi gerekmektedir.
Simbiyotik sistem yolu ile fikse edilen azot miktarı, baklagil türü ile ilgilidir. İnsan
beslenmesinde kullanılan daneli baklagiller daha az azot bağladıkları gibi azotun büyük bir kısmı ürünle birlikte kaldırılır. Buna karşılık çayır baklagilleri hem kök salgıları, hem de organik kalıntıları ile ortama daha fazla azot bırakırken fiksasyon güçlerinin de daha fazla olduğu dikkat çekicidir.

Baklagil bitkileri kg ha-1 yıl-1
Bezelye 52-77
Fasulye 97
Soya 64-121
Fiğ 100-170
Yonca 150-400

Nodül oluşum mekanizması
Baklagil bitkilerinde nodül oluşumu, bitki ile Rhizobium bakterileri arasında karşılıklı etkileşimler sonucu gerçekleşir. Rhizobium bakterileri, bitki kök sistemindeki nodülleri üç kademede oluştururlar:
1. Enfeksiyon öncesi dönem: Bu dönemde bitki ile bakteri arasında bazı interaksiyonlar gerçekleşir. Önce bitki kökünden triptofan maddesi salgılanır. Bu madde rizosferde bakteri çoğalmasını uyarırken bakterler de indol asetik asit (IAA) üretirler. Bu bir kök gelişim hormonu olup bitki kökünün hızlı gelişmesine ve aynı zamanda kılcal köklerin özel bir şekil almasına neden olur. Daha sonra bakteri tarafından kök hücrelerini esnek duruma getiren poligalaktorunaz (PG) enzimi salgılanır. Her iki ****bolit kök hücrelerini bakterinin girebileceği esnek bir yapıya çevirir.
2. Enfeksiyon şeridinin oluşması: Bakterinin kök hücrelerine girmesi ile birlikte kılcal köklerde korteks hücrelerine ulaşan bir borucuk oluşur. Buna enfeksiyon şeridi veya iplikçiği adı verilmektedir. Bu oluşumun görevi kök meristem hücrelerindeki bakterileri korteks hücrelere taşımaktır. Bu sırada bakteriler hızla çoğalır ve aynı zamanda konukçu bitki hücreleri de çoğalmaya devam ederek nodül oluşumunu başlatırlar.
3. Nodül oluşumu: Enfeksiyon şeridi, korteks bölgesinde tetraploid (genel kromozom sayısının iki kat fazla olduğu hücre) hücreye ulaşır. Bu hücre ve etrafındaki komşu hücreler hızlı bir bölünme ile çoğalır ve kök yapısı şekil değiştirir. Enfeksiyon şeridinin yarılması ile bakteriler hücre sitoplazması içinde dağılırlar. Çoğalma olayından sonra bakteriler karakteristik çubuk veya kısa çubuk şekillerini kaybederek iri yapılı X, Y veya düzensiz pleoformik nitelik kazanırlar. Rhizobium bakterilerinin bu formuna bakteroid adı verilir. Bakteroidler nodül içinde bölünmeye uğramazlar. Yapay besin ortamlarında geliştirilememişlerdir. Azot fiksasyonu yalnızca bakteroid formlarda gerçekleşir.
Baklagil bitkisinin kökleri üzerindeki büyük ve ana kök kısmına yakın oluşan nodüller çoğunlukla azot fiksasyonu bakımından etkin bir bakteri soyunun varlığını gösterir. Aksine olarak küçük, beyaz renkli nodül oluşumu fiksasyon yeteneği zayıf veya etkisiz bakterilerin nodül oluşturduğunu tanımlar. Aşağıdaki çizelgede nodül oluşumu ile azot fiksasyonu arasındaki pratik ilişkiler tanımlanmıştır.

Nodül özellikleri Etkili nodüller Etkisiz nodüller
Büyüklük Büyük Küçük
Renk Pembe Renksiz
Sayı Az Çok
N fiksasyonu Etkili Etkisiz
Bakteroid Var Yok

Azot fiksasyonu yapabilen etkili nodüllerin rengi baklagillere has olan ve demir içeren bir hemoglobin maddesinden kaynaklanmaktadır. Buna leghemoglobin adı verilmektedir. Nodüllerin sayısı ve büyüklüğü, etkili olma ve aktif olarak azot fiksasyonu yapabilme bakımından önemlidir. Oluşan nodüller içindeki bakteroidler, azot fiksasyonunda çalışan nitrogenaz enzimini üretirler. Bu enzim atmosfer azotunun biyolojik indirgenmesini kataliz eder.

N2+8H++8e--enzim®2NH3+H2 (1)

N2+6H++6e--enzim®2NH3 (2)

H++2e-® H2 (3)

Optimum koşullar altında indirgenen her bir molekül azot için bir molekül hidrojen sebest bırakılır. Nitrogenaz enzimi, azot ve hidrojen dışındaki bazı diğer substratları da etkileme gücündedir. Örneğin asetilen'in etilen gazına indirgenmesi yine nitrogenaz aktivitesi ile gerçekleşir. Bu nedenle belirli bir süre içinde indirgenen asetilen miktarı, nitrogenaz aktivitesinin veya diğer bir deyimle azot fiksasyon yeteneğinin ölçüsü olarak kullanılabilir. Bu yöntem ARA (asetilen redüksiyon aktivitesi) olarak tanımlanmaktadır. Ancak bu ölçüt nitrogenaz yolu ile azotun redüksiyon aktivitesinin çok kesin bir ölçütü değildir.



Etkili ırkların-suşların (strain) seçimi
Azot tespiti yönünden etkili suşları seçmek için muhtelif bölgelerde yetiştirilen iyi gelişmiş, koyu yeşil renkli baklagil bitkilerin köklerindeki nodüllerde bulunan bakteriler, laboratuvarda steril koşullarda izole edilir. İzole edilen bakteriler, özel ortamlarda üretilir. Daha sonra üretilen bu bakterilerle baklagil tohumları aşılanır. Aşılanmış tohumlar, tüp veya kavanozlar içerisindeki agarlı besi yerine veya kum kültürüne ekilir. Çimlenen bu bitkiler serada veya büyütme odalarında yetiştirilir. Belirli süre sonunda bu bitkilerin köklerindeki nodüller ve bitkinin gelişmesi incelenir. Bitkinin kuru ağırlığı ve azot muhtevası tesbit edilir. Bu şartlarda en fazla azot tespit ederek en iyi bitki gelişimini sağlayan suşlar, etkili olarak seçilir. Ancak, gelişme faktörlerinin optimumda bulunduğu ve Rhizobium bakterilerinin üremesine engel olan toksik maddeleri meydan getirecek olan toprak ve rizosfer mikroorganizmalarının mevcut olmadığı sera şkoullarında etkili olan bir suş, tarla şartlarında etkili olmayabilir. Bu nedenle bu suşların tarla koşullarında da denenmesi gereklidir. Sıcaklık, pH, bitki besin maddeleri gibi çevre koşulları ve bitki çeşitlerinin bakteri suşlarına etkileri farklıdır. Baklagil tohumlarını aşılamada kullanılacak suşların, farklı çevre şartalrındaki rizosferde çoğalma ve hayatını devam ettirme gücüne sahip olmaları, topraktaki diğer organizmalarla ve özellikle az etkili Rhizobium bakterileri ile rekabet etme yeteneğinde olmaları gerekmektedir. Böylece tarla şartlarında da etkili oldukları tespit edilerek seçilen bakteri suşları, aşılama materyali hazırlamada kullanılmak üzere üretilir.

Rhizobium bakterileri ile aşılama ve yararları

Aşılama, genç bitkide nodül oluşum şansını arttırmak amacı ile tohum sathını ekimden önce o bitkiye özgü, etkili, azot tespit etme yeteneği yüksek yeter sayıda nodül bakterisi ile bulaştırmaktır.
İlkel bir şekilde yapılan aşılama, yetiştirilecek baklagil çeşidinin iyi geliştiği bir tarladan alınan toprağın baklagil yetiştirilecek yeni sahaya dağıtılması yoluyla olmaktadır. Bu yolla bir dekar alanın aşılanması için 400 kg toprağa ihtiyaç olmaktadır. Bu ise hem pahalıya mal olmakta hem de bu yolla yabancı ot tohumları bir tarladan diğerine taşınmış olmaktadır. Bu nedenle, günümüz koşullarında tespit edilen en iyi aşılama metodu, tohumun ekimden önce etkili bakteri kültürü ile bulaştırılması yolu ile olmaktadır.
Aşılamanın yararları:
Aşılama genç bitkinin azotsuz kalmasını önler,
Tohumun çimlenmesinden sonraki birkaç gün içinde tohumdaki azot genç bitki tarafından kullanılarak tüketilir. Eğer tohum, etkili bakteri suşu ile aşılanarak ekilmişse, bitkinin kökünde nodül oluşur ve fikse edilen azotu kullanan genç bitki azot eksikliği göstermeden gelişmesine devam eder.
Aşılama toprağın azot kapsamını arttırır,
Baklagil tohumlarının aşılanması sonunda meydana gelen nodüller vasıtası ile tespit edilen azot nedeni ile toprağın azot kazancı artar.
Aşılama mahsul verimini arttırır,
Bu artış, bitkiler için yarayışlı azot miktarı düşük olan fakat diğer bitki besin maddelerini yeterli miktarda ihtiva eden topraklarda yetiştirilen baklagil bitkilerinde bariz bir şekilde görülür. Genellikle orta verimlilikteki bir toprakta yetiştirilen baklagil bitkilerinde aşılama sureti ile verim artışının % 15-25 arasında olduğu tespit edilmiştir.
Aşılama bitkinin kalitesini yükseltir,
Aşılama, baklagil bitkisinin yeşil aksamında ve tohumunda protein miktarını önemli derecede arttırarak bitkinin besin değerinin yükselmesini temineder. Tohumun çimlenme gücünü arttırır. Mikrobiyolojik azot tespiti ile tohumda oluşan azotlu bileşikler, inorganik formda alınmış azotla oluşan azotlu bileşiklere nazaran depolama bakımından daha uygun vasıf gösterir. Aşılanmış baklagil bitkiler bilhassa A ve D vitaminleri bakımından zengin bir durum arzeder.
Aşılama, protein içeriği bakımından zengin bir yeşil gübrenin meydana gelmesinde rol oynar,
Yeşil gübre toprakta organik maddenin devamına yardım eder. Organik madde ise toprağın fiziksel yapısını, su tutma kapasitesini ve havalanmasını düzeltmesi, mikrobiyal aktiviteyi arttırması, bitki besin maddelerini absorbe etmesi vs. gibi daha birçok yönlerden toprak verimliliğine yardımcı olur. Aşılama sureti ile elde edilen, azot kapsamı yüksek yeşil gübre, bu etkileri ile toprak verimliliğinin artmasında ve artan verimliliğin devam etmesinde yarar sağlar.

Aşılama yapılması gereken haller:
Herhangi bir sahaya ekilecek baklagil çeşidi, o sahada daha önceden ekilmemiş ise büyük bir ihtimalle o toprakta ekilecek baklagil çeşidinde nodül yapacak etkili bakteri bulunmamaktadır. Bu nedenle yapılacak aşılama, nodül oluşumuna olanak sağlayacağı için ürünün kalitesinin iyileşmesi ve miktarının artmasında etkili olmaktadır.
Tarladaki herhangi bir baklagil bitkisinin köklerinde az miktarda ve seyrek olarak nodül görülüyorsa, bu durum o tarlada etkili bakterinin yeter derecede bulunmadığı ve eğer nodüller küçük ve bütün kök sistemi üzerinde dağılmış durumda ise bu da nodülasyonun zayıf suşlar tarafından meydana getirilmiş olduğunu gösterir. Bu durumda tohumun etkili bakteri suşu ile aşılanması gereklidir.
Bazı durumlar topraktaki Rhizobium'un yok olmasına neden olurlar. Örneğin, asitlik, kuraklık, fazla nem ve havalanmanın iyi olmaması veya su altında kalma, gibi nedenler yanında kalsiyum, potasyum, fosfor, molibden ve diğer gerekli bitki besin maddelerinin yokluğu gibi faktörlerden herhangi birinin veya birkaçının kısa bir süre için dahi yokluğu veya normal sınırlar içinde bulunmaması zararlı sonuçlar vermektedir. Bu durumda nodül oluşumunu engelleyici fakörün düzeltilerek toprak normal hale getirildikten sonra aşılamanın yapılması yararlı olmaktadır.
Aşılama yapılması gerekmeyen haller:
Belirli bir baklagil çeşidi aynı yerde birkaç yıl veya daha uzun yıllardır üst üste ekiliyorsa ve köklerinde yeterli nodül meydana geliyorsa böyle yerlerde aşılama yapılması gerekmeyebilir. Buna rağmen aşılamanın ucuz, fazla iş gerektirmeyen ve hiç bir zaman zararlı olmayan bir işlem olması nedeni ile tereddütlü hallerde yapılması genellikle çiftçinin yararına olmaktadır.

B2) Baklagil olmayan bitkilerle aktinomiset simbiyozu
Baklagillerin dışında, 13 diğer cins ağaç veya çalı türünden bitkilerin kökleri N bağlayan mikroorganizmalarla simbiyoz oluşturma yeteneğindedir. En tanınmış cinslerden Alnus (Kızılağaç, Akçaağaç), Eleagnus, Myrica gale sayılabilir.
Orman ekosistemindeki bir çok bitkinin azot ekonomisi bu yol ile yeterli bir şekilde düzenlenmektedir. Örneğin, Alnus crispa yılda 61,5 kg N ha-1 sağlayabilmektedir. Alnus türünün oluşturduğu nodüller, yaklaşık 5 cm büyüklükte olabilmektedir. Benzer olarak tropik türlerden olan Casuarina timber yılda 58,5 kg N ha-1 sağlayabilmektedir. Detaylı sitolojik incelemeler nodül içinde bulunan ortakçının aktinomiset olduğunu göstermektedir.
Bazı gymnosperm (kabuksuz tohumla, çam türünden bitkiler) familyasından bitkiler de, mavi-yeşil alglerle (muhtemelen Anabaena veya Nostoc ) bir tür ortaklık oluştururlar. Bu şekilde fikse edilen azot, genel dolanım içinde çok önemli değilse de özel ekosistemlerin azot ekonomisi için önemlidir.

B3) Likenler
"Mantar+alg" şeklindeki simbiyozdur. Yaklaşık tüm likenlerin % 8'I mavi-yeşil algleri kapsarlar. Likenlerin azot fiksasyonunda özel bir önemi vardır. Çıplak kayalık yüzeylerin vejetasyon örtüsüne kavuşması, tropik ve subtropiklerdeki yağmur ormanlarının N ekonomileri için önemli rol oynarlar



MİKROBİYAL BİTKİ BESLEME AJANLARI


Tarımsal üretimdeki hatalı teknikler sebebi ile bitki sağlığı ve toprak canlılığı olumsuz yönde etkilenmektedir. Gereğinden fazla gübreleme ve ilaçlama sonucu toprakta biriken kimyasallar, toprak altı patojenler ile mücadelede bilinçsiz toprak dezenfeksiyonu, bitkisel üretimde son yılların en önemli sorunlarından kalıntı problemlerini gündeme getirmiştir.


Toprakta eşsiz bir uyum içerisinde var olan mikroorganizmalar, günümüzde uygulanan yanlış üretim teknikleri yüzünden kayba uğramış ve beraberinde birçok sorunu getirmiştir. Bu nedenle yararlı mikroorganizmaların sürdürülebilir tarım için toprağa dışarıdan takviyesi gerekmektedir.


Aşırı gübre uygulamalarının sonucu olarak toprak canlılığının zarar görmesi bitkilerin besin alım olanaklarını da kısıtlamıştır. Uygulanan fosforlu gübrelerin özellikle yüksek pH ve kireçli toprak koşullarında yaklaşık %50-%70’lik gibi büyük bir kısmı kalsiyum, magnezyum, demir gibi elementler tarafından bağlanır ve bitkiler tarafından alınamaz forma (Trikalsiyumfosfat, Trimagnezyumfosfat vb.) dönüşür. Bu durumda, bitkide fosforun yanında demir gibi önemli mikroelement eksiklikleri de gözlenebilmektedir. Toprak içindeki çeşitli mikroorganizmalar salgıladıkları organik asitler ile bu kimyasal bağları çözerek, fosfatın yarayışlılığını arttırmaktadır. Bacillus polymyxa türü bakteriler(Phosfert), Penicillium bilaii (JumpStart) türü funguslar, mikoriza mantarları(ERS-Endo Roots Soluble) gibi yararlı mikroorganizmaların rizosfere dahil edilmesi ile, toprakta var olan fosfordan yararlanma olanağı artmış ve uygulanan gübreden maksimum fayda elde edilmiş olacaktır.



Biyolojik azot fiksasyonu olarak adlandırılan biyokimyasal reaksiyonlar sonucu, toprakta serbest halde yaşayan Azotobacterler (Bioplin) topraktaki karbondan yararlanır, kendi gelişimleri için ise atmosfer azotunu kullanırlar. Bu yararlı bakterilerin ölümlerinin ardından bünyelerindeki azot, toprak çözeltisine geçer ve bitkiler bundan yararlanmış olurlar. Baklagil bitkileri ile simbiyotik yaşam şekli gösteren Rhizobium bakterileri (TagTeam) ise baklagil köklerindeki nodüllerde faaliyet gösterir. Bu yararlı bakteriler bitkinin azot ihtiyacının büyük kısmını karşılayarak yarar sağlamaktadır.



Mikroorganizmaların bitkilere sağladığı besin desteği sadece toprak altında değildir. Toprak üstü aksamda, bitkinin solunumu sonucu açığa çıkan karbondioksiti kullanarak yaşamını sürdüren ve atmosfer azotunu bitkiye bağlayanAzot Bakterileri (Vitormone) de mevcuttur. Bitkiye bağladığı azot ile hem bitkiyi yapraktan besler hem de salgıladığı metabolitler ile bitki metabolizmasını aktifleştirerek hormonal dengeyi düzenli kılar.



Bütün bu yararlı mikroorganizmalar bitkinin beslenmesinde rol aldığı gibi patojenlere karşı oluşturduğu rekabet ortamı ve antifungal metabolitler ile bitkiye hastalıklardan korumada da etkin görev almaktadırlar.